Tekstil İşveren Dergimiz
Editör'den
Bizden Haberler
Güncel
Ayın Konusu
Tekstilin Kaleleri
Gündem
Ekonomiye Bakış
AB Penceresinden
Araştırma
Euratex'den Haberler
Çerçeve Programı
Global Pazar
Ülke Raporu
Çevre
Tasarım Dünyası
Söyleşi
Seminer
Fuar
Üyelerimizden
English Summaries
Detaylı Arama
Hava Durumu
Editör'den
Aralık 2006 - Bir söz ve bir hatırlatma PDF Yazdır E-posta
Editörden
Yazar Editör   
Pazartesi, 25 Aralık 2006
Son Güncelleme ( Perşembe, 29 Kasım 2007 )
 
Kasım 2006 - Bu kaçışın sonu yok PDF Yazdır E-posta
Editörden
Yazar Editör   
Cuma, 24 Kasım 2006
Son Güncelleme ( Çarşamba, 28 Kasım 2007 )
 
Ekim 2006 - Bu senaryo şakaya gelmez PDF Yazdır E-posta
Editörden
Yazar Editör   
Salı, 31 Ekim 2006
Son Güncelleme ( Çarşamba, 28 Kasım 2007 )
 
Eylül 2006 - Ya prim indirimi... Ya da "prim indirimi" PDF Yazdır E-posta
Editörden
Yazar Editör   
Pazar, 17 Eylül 2006
Son Güncelleme ( Çarşamba, 28 Kasım 2007 )
 
Üretimin rengi! PDF Yazdır E-posta
Editörden
Yazar Editör   
Cumartesi, 12 Ağustos 2006
image-01aTekstil ve hazır giyimde ithalatın faturası her yıl kabarıyor. Bu faturayı kesenler ise belli: Çinli Türkler... Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası (TÜTSİS) Başkanı Halit Narin'in, 2005 yılındaki Antalya seminerinde "Çinli Türkler" tabirini kullanarak anlatmaya çalıştığı durum, bugün maalesef üretimin rengini de değiştirmeye başladı...
TÜSİAD-Koç Üniversitesi Ekonomik Araştırmalar Forumu'nun Zafer Yükseler ve Ercan Türkan'a yaptırdığı araştırma, bu konuda en son çarpıcı örnek olarak karşımıza çıkıyor. Araştırmaya göre imalat sanayisinde son 10 yılda ithalatın payı yüzde 33'ten yüzde 59'a çıkmış. Üstelik ithalatın geçmişte sadece yüzde 17'si Asya ülkelerinden yapılırken, bugün bu rakam yüzde 32'lere çıkmış durumda. Bu oran, giyim sektöründe yüzde 40'a, tekstilde ise yüzde 50'lere ulaşmış...
Peki, bu ne demek: Narin'in deyimiyle bugün artık piyasada sadece Çinli Türkler değil, Asyalıların hemen hemen hepsi cirit atıyor.
Sarı Çinliler, siyah Hintliler, koyu siyah Bangladeşliler, açık kahverengi Pakistanlılar... Fabrikalarımızda onların girdilerini kullanıyoruz. Üretime de onların rengi yansıyor. Yani aslında ürettiğimizin yarısını onlar üretiyor. Biz limana yanaşan her gemiyle bir fabrikanın kapısına kilit vururken, onlar gönderdikleri gemiyle yeni bir fabrika daha açıyor. Bizim işsizler ordumuza karşılık onlar, yeni işçi alıp "üretim ordusu"nu güçlendiriyorlar.
Peki ne yapmalı?
Devamını oku...
 
Yaman çelişki... PDF Yazdır E-posta
Editörden
Yazar Editör   
Pazartesi, 31 Temmuz 2006
image-01aBu satırlarda birçok kez yazdık... TÜTSİS Başkanı Halit Narin de yıllardır uyardı, uyarmaya devam ediyor: İhracattaki başarıya rağmen ihracatın hammaddesini sağlayan imalat sanayi kolunda üretim düşüyor. Dahilde İşleme Rejimi (DİR) ve trafik sapması sonucu ithalat sürekli artıyor... Limana her yanaşan gemi bir fabrika kapatıyor... Türk işçisi, işsiz kalırken paramız Çin ve Pakistan'a gidiyor...
Narin'in bu tespitleri bugün gelinen noktada bir kez daha rakamlarla da tescillenmiş durumda. Açıklanan rakamlara göre Dahilde İşleme Rejimi kapsamındaki ihracatın genel ihracat içindeki payı yüzde 50'leri geçti. Yani her 100 liralık ihracat için 50 liralık ithal girdi kullanılıyor.
Oysa bu rakam AB ülkelerinde yüzde 3-7 arasında...
Yine verilere göre Türkiye'de 10 yılda toplam 41 bin 560 adet dahilde işleme izin belgesi dağıtılmış. Yılda dağıtılan belge sayısı ise yarıya yakını tekstil olmak üzere 4-5 bin civarında. Bunlardan halen 5 bin 68 adedi hala kapatılmamış. 1896 adedi de "yakında kapatacağım" diye taahhütte bulunmuş.
Yine AB'ye dönersek ortadaki yaman çelişki daha da bariz bir şekilde ortaya çıkıyor. Çünkü AB ülkelerinde tekstilde dağıtılan yıllık DİR belgesi sayısı 100'ü geçmiyor. Üstelik bu ülkeler, sadece kendi memleketlerinde üretilmeyen malların ithalatına izin veriyor. Gelen malların ise 2 ayda ihraç edilmesini şart koşuyor.
Devamını oku...
 
Adaletin bu mu? PDF Yazdır E-posta
Editörden
Yazar Editör   
Cuma, 30 Haziran 2006
image-01aBiraz "arabesk" bir başlık oldu ama globalleşmeyle birlikte yaşanan "adaletsiz kriz" de başka türlü ifade edilemezdi... FED'in faiz artışının ardından dünya piyasalarını vuran ilk dalga... Ardından 13 Haziran'da FED'in yeni bir faiz artırımı sinyaliyle başlayan ikinci dalga... Dalganın boyu belli değil. Ama en fazla da Türkiye'yi etkilediği belli bir gerçek...

Tabii durum böyle olunca da TÜTSİS'in "Tekstil Sektöründe Derinleşen Kriz ve Çıkış Yollan" semineri için gittiğiniz Marmaris'te, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın "Dalgalı kurla dalga geçmeyin. Dalgalanacak arkadaş, iyi hesap yapın" diye seslendiği bir ortamda buluveriyorsunuz kendinizi...Şüphesiz tekstil sektörünün gündemi, ülke gündeminden ayrılamaz. Bu yüzdendir ki bu yılki Marmaris seminerinde verilen mesajların yönünü de ülke gündemi belirledi...
Danıştay saldırısının yapıldığı haftaya denk geldiği için seminerde birlik-beraberlik mesajları verildi... İstikrara dönük çağrılar bir kez daha yapıldı.
Son Güncelleme ( Cuma, 30 Haziran 2006 )
Devamını oku...
 
Doktor ve hasta... PDF Yazdır E-posta
Editörden
Yazar Editör   
Çarşamba, 31 Mayıs 2006
image-01a Kapanan fabrikalar ve yaşanan istihdam kaybı, sektör temsilcileri tarafından şimdiye kadar birçok kez dile getirilip acil müdahale istendi. Biz de bu satırlarda birçok kez yazdık. Tekstil sektörü "acildeki hasta" gibi diye...

TÜTSİS Başkanı Halit Narin de birçok kez söyledi: Sektör krizden komaya giriyor...
Sonunda acile düşen hastaya ilk müdahale yapıldı. Hükümet önce hastanın KDV'sini yüzde 18'den 8'e düşürüp, tedaviyi başlattı...

Enerjisi bitmiş, sırtındaki yüklerden bitap düşmüş sektör, şimdi başka tedavi yöntemleri de bekliyor...
TÜTSIS'in bu yılki semineri de bu amaçla tesis edildi. Marmaris'te 19-23 Mayıs'ta yapılacak seminerde krizden çıkış yolları aranacak. Ve tabii ki gözler seminere katılarak birer konuşma yapacak olan dört bakanda olacak. Yani doktor-hasta ilişkisi bu seminerde de yaşanacak.

Yıllardır bu hastanın şikayetleri belli:
Son Güncelleme ( Çarşamba, 31 Mayıs 2006 )
Devamını oku...
 
Burada KDV yoktur! PDF Yazdır E-posta
Editörden
Yazar Editör   
Cuma, 28 Nisan 2006
Türkiye'de hayali ihracatın kilometre taşlarını hepimiz az çok biliyoruz. 1970'lerde biri mobilyaya verilen yüzde 75'lik vergi iadesini fırsat bilip bu işin mucidi oldu. Türkiye'yi "hayali ihracat" kavramıyla tanıştırdı. Bir diğeri "Balina" olup 1.5 milyar YTL götürdü. Başka biri ise naylon faturalardan yaptığı "Paraşüt"le KDV iadesinin üzerine atladı.
Geçen süre içinde bazılarının paraşütü açıldı bazıları ise yere çakılıp adaletin pençesine düştü. Ama "hayali" gerçeği hiçbir zaman değişmedi. Çünkü yüksek KDV, yıllardır bu işi kazanç kapısı yapanları hep cezbetti.
Şimdi bu konu yeniden gündemde... Ancak bu kez yere çakılan bizzat KDV'nin kendisi oldu... Tekstil ve hazır giyimde KDV 10 puan düşünce yaşanan tartışmalarda kimileri "olumlu ama yetersiz" dedi, kimileri ise kendini afişe etmemek için ses vermedi. Bazıları da bilmeyerek bu tartışmanın içinde buldu kendini. Sonuçta yaşanan tartışmalarda ibre, ihracatçı cephesinden hep "memnuniyetsizlik" halini gösterince Devlet Bakanı Ali Babacan da yıllardır açık duran kapıyı gösterdi: Haksız kazanç kapısı var...
Son Güncelleme ( Çarşamba, 03 Mayıs 2006 )
Devamını oku...
 
Ömür törpüsü bir beyanat... PDF Yazdır E-posta
Editörden
Yazar Editör   
Pazartesi, 13 Mart 2006
Tekstil, Türkiye'nin son 20 yılına yön veren şüphesiz önemli bir sektör. Ancak bu sektörün artık üretmeyip ölmesini düşünenler de yok değil... Bunun en son örneğini, sektörün sorunlarına yönelik tedbir arayışı sırasında da gördük.
Sektör temsilcilerinin hükümet nezdinde sektörün geleceği için kafa patlattığı bir sırada Merkez Bankası'nın eski Başkanı Rüşdü Saraçoğlu da kafasındaki düşünceyi patlattı: "Tekstil sektörü ölecek, bunun çaresi yok. Suni tedbirlerle yaşatamazsın. Allah'tan ki hükümet gayet aklı selim içinde, bu talepleri fazla ciddiye almıyor..."
Tekstil sektörünün üretmesini istemeyen bu sözlerin sahibine söylenecek tek bir söz var: İnsaf... Bu ülke insanı ne üretecek?

Emek yoğun bir sektörü kaderine terketmeyi öneren Saraçoğlu'nun sanırız alternatif istihdam alanları hazır. Sektörde çalışan 3 milyon insanı genetik bilmine, uzay endüstrisine, yüksek teknoloji ürünlerin üretimine mi yönlendireceğiz?
Yok böyle birşey. Saraçoğlu'nun amacını açıkçası anlayamadık...
Son Güncelleme ( Pazartesi, 01 Mayıs 2006 )
Devamını oku...
 
Cennetlik sektör... PDF Yazdır E-posta
Editörden
Yazar Editör   
Cuma, 20 Ocak 2006
Dünyadaki rakipleriyle eşit şartlarda yarışamadığı için bir süredir kan kaybeden Türk tekstil sektörü bu yıl da Heimtextil Fuarı'ndaydı. 11-14 Ocak tarihleri arasında Frankfurt'ta yapılan fuara sektör tam 237 firma ile katılıp boy gösterdi. Ancak bu yılki fuarın en ilgi çekici noktası "Dünyadaki Cennet" ana temasıyla hazırlanan etkinlik oldu. Ziyaretçilerin yoğun ilgi gösterdiği bu dekorasyon projesine katılan 20 firmanın neredeyse tamamı Türk'tü.
Tek bir amaçları vardı: Ev tekstili ürünlerini değişik bir atmosferde sergileyerek, evine cennetten bir köşe yapmak isteyenlere mal satmak...
Kimi ürettiği yeni kumaşı ilk kez sergiledi. Sattığı kumaşı üreten işçinin maaşının yarısını devlete vermenin ve bu konuda dünya birincisi olmanın ezikliğiyle...
Yine bir başkası tül perdeyi sergiledi yeni müşterisine... İthalatla uğradığı haksız rekabeti müşterisine hissettirmeden perdelemeye çalıştı...
Bir başkası ise halı serdi standına... Alıcı geldiğinde elindeki kabarık elektrik faturasını halının altına saklayarak pazarladı ürünü...
Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 11 Toplam: 24