| Umutlar 2006'ya kaldı |
|
|
|
| DERGİ - Ayın Konusu | |
| Yazar TÜTSIS | |
| Çarşamba, 23 Kasım 2005 | |
|
"Acildeki hasta" konumundaki tekstil ve konfeksiyon sektörüne 2005'te "teşhis" konuldu, tedavi ise gelecek yıla...
Tekstil ve hazır giyim sektöründe umutlar 2006'ya kaldı. 2005 yılının hemen hemen tamamı, sektörün girdi maliyetlerinin düşürülmesine dönük çağrılarıyla geçti. İhracatçının ve sanayicinin üzerindeki yüklerin azaltılmasına dönük taleplerin karşısına ise hep Türkiye'nin yapısal sorunları çıktı. KDV indirimi, SSK prim yükünün hafifletilmesi ve haksız ithalatın önlenmesi gibi haklı talepler, hep Türkiye'nin rekabet gücünün artırılması noktasında düğümlendi. Hükümet sektörü sürekli dinlemesine rağmen gelinen noktada yıl içinde somut bir adım atılmadı. Atılan tek adım ise etkisi 2006'da hissedilecek olan Kurumlar Vergisi'ndeki 10 puanlık indirim oldu.
Ayrıca teşvikler konusunda da
"bölgesel" ve sektörel" düzenlemeye gidileceği duyurulurken, bu
konudaki çalışmalar da 2006'ya kaldı. Hükümet bölgesel asgari ücret
konusunda getirilen önerileri ise "uzlaşma" olmadan uygulayamayacağını
açıklarken, KDV ve SSK prim indirimi konusunu da kayıtdışının
azalmasına bağlı olarak gündemine alabileceğini duyurdu. Kısacası yılın
son ayına yaklaştığımız şu günlerde geriye umutların bir sonraki seneye
ertelendiği bir 2005 yılı çıktı ortaya... Her ne kadar sorunlar iç içe
girmiş konulardan oluşsa da işte 2005'ten geriye kalanlar:
1 ) ÇİN RÜYALARA DA GİRDİ: 2005 yılında tekstil ve hazır giyim sektörünü zorlayan en büyük sorun Çin oldu. Bu yılın başından itibaren kotaların kalkmasıyla tüm dünyaya ihracata başlayan Çin, hem içeride hem de Türkiye'nin ağırlıklı ihraç pazarlan olan AB ve ABD'de sektörün karşısına dikildi. Türkiye'nin yılın başında Çin'den gelebilecek 42 ayrı ürün grubuna kota uygulaması ve ardından İstanbul deklarasyonu ile başlayan süreçte AB'nin kotası dolan Çin ürünlerine yasak koyması da var olan soruna pek çözüm getirmedi. Çin malları kota uygulamayan ülkeler üzerinden Türkiye'ye gelmeye devam ederken, en büyük ihraç pazarımız olan Avrupa Birliği de gümrükte bekleyen ucuz Çin mallarına sonunda kısmen kapıyı açmak zorunda kaldı. Her ne kadar Türk tekstil ve hazır giyim sektörü Avrupa pazarına yakınlık ve kaliteli üretim avantajını kullansa da, Çin'in geleceğe dönük kaliteli üretim planlan, Çin sorunun korkulu rüya olmaya devam edeceğini gösteriyor. 2) REKABET ŞİDDETLENDİ: Çin'in dünya piyasalarında söz sahibi olmaya başlamasıyla rekabet de şekil değiştirdi. Üretimini devlet desteğiyle ve teşviklerle yürüten Çin'in rekabet avantajı, her alanda hissedildi. Özellikle tekstil ve hazır giyimdeki ucuz ve kalitesiz üretim Çin'in ekmeğine yağ sürerken, Türk tekstil ve hazir giyim sektörünün elini de uluslararası rekabette zayıflatan önemli unsur olarak ön plana çıktı. Türkiye'de işçilik giderleri 600-750 dolar arasında değişirken Çin'de 50 dolar seviyesinde seyreden işçilik maliyetleri Türkiye'yi rekabet liginde gerilere taşıdı. Yine enerji maliyetleri rakip ülkelerde kWh 2.5 cente kadar inerken Türkiye'de
9 cente kadar varan enerji maliyetleri Türkiye'nin rekabet edebilme
gücünü daha da gerilere taşıdı. Bu unsurlara bazı ülkelerde 12 saat
olan çalışma saatinin Türkiye'de 8 saat olduğu da gözönüne alındığında,
2005 yılından geriye rekabet gücü giderek zayıflayan bir sektör kaldı.
İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçılan Birliği (İHKİB)
Başkanı Süleyman Orakçıoğlu, sektörün "yaralandığını" belirterek
gelinen son durumu şöyle özetliyor: "Evet, sektörümüz çok önemli yerel
ve küresel baskılar altında. Bazen üretim yapmamak yapmaktan daha
karlı. Bu sıkıntılan hissetmemek imkansız. Ancak şunu bilmelisiniz ki
yaşadığımız sallantı, dışarıda kopan fırtınanın 10'da l'i bile değil.
Eğer birliğimiz, etrafında kenetlenen sektörel güç olmasaydı, eğer
İHKİB doğru zamanda doğru adımları atmasaydı, fırtınanın ortasında
elimizde kırık bir şemsiyeyle kalmış olacaktık."İstanbul deklarasyonu ile ortaya çıkan girişimin Çin'i belirli bir kontrol altına aldığına dikkat çeken Orakçıoğlu, pekçok ülkenin ölümüne sebep olan bu süreci sektörün "yaralı" olarak atlattığını da belirtiyor. Yeşim Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin Genel Müdürü Şenol Şankaya ise bir adım daha ileri giderek dış pazarlarda artan rekabet yüzünden 2006 yılının çok daha zor bir yıl olacağını vurguluyor. Şankaya, bu konuda şunları söylüyor: "Çok insan istihdam ediyoruz, çok üretiyoruz, ama elde ettiğimiz karlar üretim giderlerimizi ancak karşılıyor. Zaten sektörde Uzakdoğu'nun tehdidiyle kar marjı iyice düştü, artık tekstilcinin elinde bir şey kalmıyor. Doların son üç yılda yüzde 30 gerilemesi, işçiliğin üstünde vergi yüklerinin yoğun olması, enerji fıyatlarının çok yüksek olması bütün kanmızın nereye gittiğini gösteriyor. Şu an sektör olarak gerçekten çok zor koşullarda üretim yapmaya devanı ediyoruz. Enerji ve diğer girdi fiyatlarının dünya standartlarına çekilmesini bekliyoruz. Aksi halde sektördeki bu kayıp ve sorunlar her geçen gün daha da büyüyerek devam edecek." 3) İHRACAT YAVAŞ, İTHALAT HIZLI Çin'in yarattığı uluslararası baskı, her alanda hissedilirken, 2005'te hesapta olmayan maliyetler de ortaya çıktı. ABD'de meydana gelen kasırga ve spekülatörlerin davranışlan gibi nedenlerle uluslararası petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar girdi maliyetlerini yükselten önemli bir faktör oldu. Yine aşırı değerli Yeni Türk Lirası'nın yarattığı olumsuzluğun sanayici-ihracatçı üzerindeki baskısı bu yıl da devam etti. Maliyet baskısının en belirgin etkisi ise ihracatta gözlendi. Türkiye'nin toplam ihracatı son 11 ayda yüzde 15.5 oranında artarken, tekstil ve hazırgiyimin performansı düştü. 11 aylık ihracat tekstilde yüzde 7.24, hazır giyim ve konfeksiyonda ise yüzde 5.74 olarak gerçekleşti. Yani her iki sektörün ortalama ihracat artışı genel ihracat artışının çok altında kaldı. Türkiye genelinde elde edilen bu performans bazı illerde değişiklik de gösterdi. Örneğin tekstil üe hazır giyim ve konfeksiyon sanayiinin önde gelen merkezlerinden Bursa'dan yılın 9 ayında yapılan ihracat, tekstilde yüzde 10.9 arttı, hazır giyim ve konfeksiyonda ise yüzde 10.2 oranında geriledi. Buna karşılık alınan çeşitli önlemlere rağmen Çin ve diğer Uzakdoğu ülkelerinden Türkiye'ye gelen tekstil ürünleri girişinde gözle görülür artışlar yaşandı. İthalattaki bu artışı, kurun düşük seyretmesi, YTL ile temin edilen girdilerin artmasına bağlayan Ankara Giyim Sanayicileri Derneği (AGSD) Yönetim Kurulu Başkanı Canip Karakuş, ihracatçının dış piyasada fiyat vermekte zorlandığına işaret ederek, "Firmalar yerli ara malının giderek pahalanması karşısında ister istemez ucuz ithal girdiye yöneliyor. Bu durum yerli sanayinin geleceğini baltalıyor, istihdam sorunlarını artırıyor" açıklamasında bulunuyor. Sorunların son aylarda giderek arttığına dikkat çeken Karakuş "Altın yumurtlayan lavuk kesilmemeli" diyor. Ara malı ithalattındaki artışa dikkat çeken Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Jak Eskinazi de Karakuş ile aynı kaygıyı paylaşıyor ve "Geçmişte ihracat için yapılan ara mallan ithalatı, son dönemde ihracat miktarını da aştı. Büyük sanayici artık hammaddesini yurtdışından getiriyor. Dünyanın her yerinden mal alıp küçük değişikliklerle ihracat yapılıyor. Buna karşı değiliz, yapsın. Ancak son günlerde bu ürünler artık iç piyasada satılmaya başladı. Asıl tehlike bu. İstihdamı besleyen küçük ve orta büyüklükteki şirketler ise devre dışı kalmaya başladı. Döviz kuru nedeniyle ithalata göre pahalı kalan yerli ürünlere talep azaldı. İstihdam üzerindeki vergisel yüklerin de etkisiyle firmalar artık küçülmeye başladı. Giderek artan ara malı ithalatının büyük istihdam sıkıntılarına neden olacağından endişe ediyoruz" açıklamasında bulunuyor. Bir çok firmanın üretimden çekilerek dış ticaret organizasyonu işine yöneldiğine dikkat çeken Eskinazi, "Türkiye'de konfeksiyon sektöründeki istihdam devre dışı kalırsa, büyük sosyal sorunlar olur. Bu KOBİ'ler batarsa işsiz kalacak insanlar hem haklarını alamayacak hem bir kaos yaşanacak" diyor. İthalat konusunda Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Oğuz Satıcı ise şu öngörüde bulunuyor: "Yıl sonunda 120 milyar dolar seviyesinde ithalatın olacağını öngörüyoruz. Bunun büyük kısmı hammadde ve aramalı ithalatı. Bu mallan üretenler sıkıntı içinde. Üretici hücrelerimiz deformasyona uğruyor. Üretime dünük, lehine düzenlemeler olmazsa 2006'da ihracat yine yüzde 15-20 artar. Seneyi 80 milyar dolarla kapar ancak ithalat da artarak 200 milyar dolar olur. Üreticilerin kar edeceği bir alan yaratılmaması halinde sorunlar üretici hücrelerini törpülemeye devam eder." 4) ÜRETİM DÜŞÜYOR İhracat artış hızını yavaşlatan faktörler üretime de yansıdı. Devlet İstatistik Enstitüsü'ne göre 2004 yılının ilk 7 ayında yüzde 13.3 olan sanayi üretimi artış hızı, 2005 yılının aynı döneminde yüzde 3.7'ye kadar geriledi. Kapasite kullanımı ise Ağustos ayı sonunda yüzde 80.4'e geriledi. Bu rakam Ağustos sonu itibariyle tekstilde ise yüzde 78.9 olarak gerçekleşti. Ancak DİE'nin yaptığı bu çalışmaya karşın bazı bölgelerde ticaret ve sanayi odalarının yaptığı çalışmalardan hiç de umut veren sonuçlar çıkmıyor. Adana Sanayi Odası'na göre yüzde 59'lara kadar düşmüş durumda. Bu rakam Diyarbakır'da ise yüzde 37'leri gösteriyor. Nitekim Diyarbakır Ticaret Borsası (DTB) Başkanı Fahrettin Akyıl, bölgedeki fabrikaların çalışma kapasitesinin yüzde 37'ye düştüğünü belirterek, işsizliğin de yüzde 64'e çıktığını söylüyor. Akyıl, yaptığı açıklamada, geçmiş dönemlerdeki kriz ve şiddet nedeniyle bölgenin çok büyük oranda etkilendiğini ve çok sayıda fabrikanın faaliyetini durdurduğunu belirtiyor. Daha önce bölgede yatırım yapmaya sıcak bakan girişimcinin yatırım yapmaktan vazgeçtiğini de anlatan Akyıl kişi başına milli geliri bin 500 dolar ve altındaki illerde yatınmı teşvik eden 5084 sayılı yasada beklenen sonucun alınamadığını ifade ederek, Teşvik Yasası'ndan tek yatırımın bölgeye gelmediğini kaydediyor.
5) İSTİHDAM DARALIYOR:
Akyıl'ın "Yüzde 37'lere kadar düştü" dediği üretimdeki daralma istihdama da yansıdı. Her ne kadar Ocak ayında yüzde 10.9 olan işsizlik oram Haziran ayı sonu itibariyle yüzde 9.1'e gerilese de tekstil ve hazır giyimde istihdamın düştüğü bir gerçek. Kimilerine göre son dönemde 14 bin atölye kapandı, 25 bin atölye ise ayakta zor duruyor. Büyük işletmeler ise yeni istihdam yaratmakta zorlanıyor. Özellikle bu noktada SSK prim ve vergi yükü tekstil ve konfeksiyon sektörünün karşısına en büyük sorun olarak çıkarken, Teşvik Yasası'nda "sektörel teşvik" olmaması da yeni istihdam yaratılmasının önünde en büyük engel olarak görülüyor. İlk 9 ayda sektör yeni istihdam yaratmak bir yana mevcut istihdamın kayıtdışına yönelmesine de engel olamıyor. Nitekim Devlet İstatistik Enstitüsü'nün (DİE) rakamlan da bu konudaki gerçeği gözler önüne seriyor. DİE'ye göre bu yıl başında yüzde 48.9 olan kayıtdışı istihdam oranı Haziran sonu itibariyle yüzde 52.3'e kadar yükselmiş durumda. Yani Türkiye'de istihdam edilen toplam 23 milyon 58 bin kişinin 12 milyon 59 bini kayıtdışı çalışıyor. 6) DÜŞÜK KUR-DÜŞÜK KAR: Üretimin yüzde 25'ini, istihdamın yüzde 20'sini, yıllık ihracatın ise yüzde 28'ini sağlayan tekstil ve hazır giyim, düşük kurun da etkisiyle durgun bir yılı geride bırakırken, kar marjlan da en alt seviyeye indi. Kar marjındaki daralma en çok da ihracat kaleminde yaşandı. Kurlardaki düşüş ithalatı patlatırken, ihracatta ise kar marjını sıfır noktasına kadar çekti. Hatta pazar kaybetmemek adına bazı firmalar zararına ihracat yapmaya devam etti. Tükiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Oğuz Satıcı bu durumu şu sözlerle anlatıyor: "Türkiye'nin ihracat artışı süreklilik gösteriyor. Ancak, bu durum ihracatçının karının, kazancının iyi olduğu anlamına gelmemektedir. İhracat devam edebilsin diye ihracatçı kendi kaynaklarından, kendi varlıklarından fedakarlıklarda bulunuyor. Ama bu fedakarlığın da belli bir sının vardır. Biz artık kar edemiyoruz. Niçin kar etmediğimiz de belli. İhracatın gerçek ölçütü, yarattığı değer ve kardır. İhracatta kırılan rekorlar ve elde edilen rakamlar ihracatçının çektiği sıkıntılan kapatan bir perdedir." Satıcı'nın bu sözlerine en çarpıcı örnek ise kendi şirketinin ihracat rakamını veren APS Giyim Yönetim Kurulu Başkanı Osman Benzeş'ten geliyor. Benzeş, şirketinin 27 milyon dolar ihracat yapmasına rağmen sadece 120 milyar liralık kar kaldığını söylüyor. İstanbul Sanayi Odası Başkanı (İSO) Tanıl Küçük de TL'deki değerlilikten en olumsuz etkilenen sektörlerin başında, tekstil ve hazır giyim sektörünün geldiğini ifade ederek, sektörün Türkiye imalat sanayi toplam istihdamının yüzde 40'ına yakınını oluşturduğunu, bu kadar ağırlığı olan bir sektördeki sıkıntıların ekonomik boyutun ötesinde sosyal önem taşıdığını belirtiyor. Küçük, Türk Lirası'ndaki değerlenmenin üretimi, ihraçatı, istihdamı ve makro ekonomik dengeleri tehdit eder boyutlara ulaştığını belirterek, "TL'deki aşırı değerlilik, sanayimizin en önemli problemlerinden biri haline gelmiştir" diyor. 7) YATIRIMLAR AĞIR AKSAK: Tekstil ve hazır giyim sektörü temsilcilerinin "düşük kar ya da zararına satış nereye kadar devam edecek?" diye birbirine sorduğu bir ortamda sektör; yatırımı da neredeyse unuttu. En çok yatırım yapan 500 şirketin önümüzdeki dönem yatırım planı toplam 11.6 milyar doları bulurken, tekstil ve konfeksiyonun yatırım planı için sadece 1 milyar dolarlık bütçe ayırdı. Özellikle büyük gruplar tekstil ve hazır giyimle ilgili stratejilerini yeniden gözden geçirirken, birçok şirket de turizm ve başka alanlara yönelmiş durumda. Tekstil alanında sadece teşvikli illerde yatırım yapılırken, aralarında Gaziantep'in de bulunduğu birçok teşviksiz ilde yatırımlar adeta frenlendi. Kısacası geleceğe dönük yatırım planlarında tekstil ve hazır giyimle ilgili pek umut verici bir hainle görünmüyor. Sanko Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ab-dülkadir Konukoğlu da bu konuya dikkat çekiyor ve kendi şirketlerinde tekstilin ciro içinde yüzde 60 olan payını 5-10 yıl içinde yüzde 40'a kadar düşürmeyi planladığını söylüyor. Konukoğlu, yavaş yavaş katma değeri yüksek ve pazar payı bulunan ürünlere yöneleceğini de belirtiyor. Tekstilin geleceği Konukoğlu'nun söylemiyle böyle şekillenirken, mevcut birçok yatırım da atıl olmaktan kurtulamıyor. Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası (TÜTSİS) Başkanı Halit Narin ise gelinen bu noktayı Gümrük Birliği'ne bağlıyor. Narin bu konuda şunları söylüyor: "Sektör, Gümrük Birliği'nin getireceği avantajlar hayaliyle son 10 yılda 50 milyar dolardan fazla yatır teşvik belgesi alarak yatırım yaptı. Ancak sektörün Avrupa'daki çıkarları maalesef AB tarafından yeterince savunulmadı. Çin'in Avrupa pazarlarını istilası karşısında AB yavaş ve gevşek hareket etti." 8) VATANDAŞ GİYİMİ UNUTTU: Çin istilası Türk tekstil ve hazır gi-yimcileri dış pazarlarda zorlarken, iç piyasada da belirgin bir durgunluk yaşandı. Bu durgunluk yılın 3'üncü çeyreğinde tüketici tcrcihindeki değişikliğe bağlı olarak daha da şiddetlendi. Bu konuda bir açıklama yapan Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Aynur Bektaş, tekstil ürünlerinin satışında iç piyasada yüzde 12'lere varan daralma yaşandığını belirterek "İç piyasada erime başladı. Bunun sebepleri bankaların şuursuzca verdiği kredi kardan, çok düşük faizli gayrimenkul ve taşıt kredileridir" diyor. Ayrıı görüşleri paylaşan Kiğılı'nın Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Kiğılı, tüketicilerin konut kredilerine özellikle son aylarda yoğun şekilde talep göstermesinin hazır giyim sektöründeki firmalara "durgunluk" olarak yansıdığını belirtiyor. Konut kredilerindeki aylık faizlerin yüzde 1'lere inmesi sonucu halkın cebindeki kısıtlı parayı bu yönde değerlendirmeye başladığını belirten Kiğılı, "Eğer böyle devam ederse ilk zarar görecek sektörlerden bir tanesi giyim sektörü olur. Gidişat da zaten onu gösteriyor" diyor. Kiğılı, konuta karşı olan yoğun talebin giyim sektörünü vurduğunu ve cirolan ciddi anlamda düşürdüğünü ifade ederek şunları söylüyor: "Bu durumun 1-2 yıl böyle devam etmesinin ardından yerine oturacağını sanıyoruz. Ancak, giyim sektörü bu yazı durgun geçirdi ve beklenenin altında cirolar yapıldı. Kiğılı olarak gönül istiyor ki 100 trilyon liralık ciro yapmak ama bunun 75-80 trilyon lira olacağını tahmin ediyoruz. Çünkü, konut kredilerine olan yoğun talep sektördeki saüşlan yüzde 10-15 aşağıya çekti. Durgunluk nedeniyle geçen kış sezonuna göre bu sezon fiyatlar yüzde 20 düştü. Daha fazla indirim yapılması da mümkün değil. Konut kredilerindeki faiz oranlan yüzde 1'in altına inerse ve eğer bu durum durgunluk dönemine giderse bu kez mali yapılan zayıf olan, geniş çaplı bankalarla çalışan, fazla sermayesi olmayan firmalar çok büyük sıkıntıya gireceklerdir. Dolayısıyla herkes ayağını yorganına göre uzatmalı." 9) VE SON NOKTA: GÖZYAŞLARI Kiğilı'nın uyansı tek umut olan iç piyasa konusunda da pek içaçıcı ipuçları vermezken, sektörün "acilde bekleyen" bir hasta olduğu gerçeğini bir kez daha ortaya koyuyor. Sektör temsilcilerine göre hükümet de istihdam vergilerinden, haksız ithalata, enerji maliyetlerinden SSK primine kadar birçok konuda ortaya konan teşhisleri doğru buluyor. Yine sektör temsilcilerine göre hükümet istihdam artırıcı reform programı çerçevesinde, özel sektörün yatırımlarının önünün açılacağını, özellikle yatırım ortamının daha da iyileştirileceğini ve mikro ekonomik adımlar atılacağını her fırsatta açıklıyor. Ancak hükümet her fırsatta sektörü dinlemesine rağmen 2005 yılında herhangi bir somut adım atılmadı. Ve sonuçta ortaya çıkan tablo gözyaşı oldu. Bu gözyaşı geçtiğimiz ay Türkiye'deki zorda kalmış tesisleri ziyaret eden Avrupalı parlamenterler aracılığıyla Avrupa'ya bile taşındı. İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Süleyman Orakçıoğlu, ziyaret sonrası ortaya çıkan tabloyu şöyle özetliyor: "İnsanların ağladığına şahit olduk. Patronların işçiyle yan yana çalıştığını gördük. Benim kendi adıma bu gözyaşlarına dayanacak gücüm yok. Bu sektöre güvenmiş, varını yoğunu bu sektöre yatırmış meslektaşlarımın göz göre göre kaybedilmesini içime sindiremiyorum. Bu sıkıntılann elbette yerel sebepleri var. Ancak asıl sorun, içinden geçtiğimiz büyük küresel dönüşüm kasırgasıdır." |
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Türkiye'de
9 cente kadar varan enerji maliyetleri Türkiye'nin rekabet edebilme
gücünü daha da gerilere taşıdı. Bu unsurlara bazı ülkelerde 12 saat
olan çalışma saatinin Türkiye'de 8 saat olduğu da gözönüne alındığında,
2005 yılından geriye rekabet gücü giderek zayıflayan bir sektör kaldı.
İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçılan Birliği (İHKİB)
Başkanı Süleyman Orakçıoğlu, sektörün "yaralandığını" belirterek
gelinen son durumu şöyle özetliyor: "Evet, sektörümüz çok önemli yerel
ve küresel baskılar altında. Bazen üretim yapmamak yapmaktan daha
karlı. Bu sıkıntılan hissetmemek imkansız. Ancak şunu bilmelisiniz ki
yaşadığımız sallantı, dışarıda kopan fırtınanın 10'da l'i bile değil.
Eğer birliğimiz, etrafında kenetlenen sektörel güç olmasaydı, eğer
İHKİB doğru zamanda doğru adımları atmasaydı, fırtınanın ortasında
elimizde kırık bir şemsiyeyle kalmış olacaktık."