Emiroğlu: Tekstil vazgeçilmez
Seminerde ilk konuşmayı yapan Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası (TÜTSİS) Genel Sekreteri Metin Emiroğlu, son 7 yılda çalışma hukukuyla ilgili hükümetlerden bir tek söz duymadıklarını belirterek "Şimdiye kadar hep nasıl ayakta kalabiliriz, diye işçimizle birlikte mücadele ettik" dedi. "Ama artık kriz fena vurmaya başladı" diyen Emiroğlu, yaşanan krizin yapısal olduğunu anımsattı ve pahalı enerji, yüksek SSK primi, aşırı ithalat nedeniyle krizin derinleştiğini söyledi. Emiroğlu, "Aşırı ithalat var. Artık Türkiye katma değer yaratan ihracat yapmıyor. İhracatın yüzde 70'ini ithal girdi oluşturuyor" dedi.
"Türkiye'de istihdam sorunu başlamıştır. Benim bu seminerden beklediğim, bir sorunun cevabını alırsak semineri başarılı sayacağım. Türkiye artık tekstilden vazgeçmeli midir? Hükümet de bu sorunun cevabını net bir şekilde vermelidir. Politikamız bu sorunun cevabına göre yerine oturmalı" dedi.
Konuşmasının devamında "Her milletin bir mesleği vardır" diyen Emiroğlu, Türk milleti için de tekstilin vazgeçilmez bir meslek olduğunu anlattı. Emiroğlu, "Türkiye'de tekstilin önceliğini tartışmak, bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür. 150 milyar dolarını bu sektöre yatıran tekstil işvereni ve işçisi bu sektörden vazgeçemez. Öncelikle tekstilin varlığını kabul etmemiz lazım" dedi.
Narin: Derdimiz kâra doymayan bankalar
Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası (TÜTSİS) Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin ise açılışta yaptığı konuşmada Türkiye'nin tekstilden vazgeçme lüksü olmadığını söyledi. Halit Narin, tekstilde yaşanan problemlerin en önemlisinin ithalat ve halkın satın alma gücünün zaafiyeti olduğuna dikkati çekerek, ekonomik gücün artırılmaya çalışılması gerektiğini bildirdi. Geliri az olanların yapacağı ilk şeyin giyimden tasarruf etmek olacağını belirten Narin, "Çünkü yiyeceğinden kısamaz. Alım gücünü artırarak tekstilin potansiyelini artırabiliriz. Bu amaçla halkı kredi kartından da uzaklaştırmak lazım" dedi.
Narin, kredi kartıyla ilgili yapılan düzenlemenin de çare olmadığını belirterek, halkın satin alma gücünün, kredi kartlarında yeni bir düzenlemeye gidilerek düzeltilebileceğini söyledi.
Aynı sorunun tekstilde de yaşandığına dikkat çeken Narin, "Hükümet ileriye dönük düzenleme yaptı ama geriye dönük düzenleme yapılmadı. Bunlar yeniden yapılandırılmalı" dedi.
Narin, sözlerinin devamında ise "Çocuklarınıza sorun kaç kişi sanayici olmak ister. Bu bitti" diyerek, "Biz sanayici olduğumuza bin defa pişman olduk. Ama on bin defa yeniden sanayici oluruz. Sanayileşmeden geçmeyen ülkenin refahı mümkün değildir. Suudi Arabistan'dan sonra dünyada en çok dolar milyarderi bulunan ülke biziz. Bu durumdan kurtulmamız lazım. Topluluğun tepesine bakmak yerine alt tarafına da bakmak lazım" şeklinde konuştu.
Parasal sıkıntıları olmasına rağmen tekstil sektörünün geleceğe umutla baktığını belirten Narin, son 2-3 aydır dengelerde meydana gelen bozukluğun hükümet tarafından düzeltilmesi gerektiğini söyledi. Son iki sene içinde borsa değerlerinin 6 binden 40 binlere çıktığını dile getiren Narin, "Bu muazzam bir hadisedir" dedi. Türkiye'nin tekstil sektöründen vazgeçme lüksü olmadığını belirten Narin, "Bir AB diye tutturduk. Atatürk'ün hedefi de buydu. Siz sanayileşmiş Arap ülkesi gördünüz mü? Biz üretemezsek satamayız, satamazsak ayakta duramayız" diye konuştu.

İşsizlik rakamının her geçen gün arttığını ve sendikada on beş günde bir yaptıkları periyodik toplantılarda mutlaka bir arkadaşlarının fabrikasını kapattığı haberini aldıklarını anımsatan Narin, tekstil sektörünün derinleşen krizinde en büyük payın, bankacılık sektörüne ait olduğunu söyledi.
Narin, görüşlerini şöyle dile getirdi: "Bizim krizde en büyük derdimiz kara doymayan bankacılık sektörüdür. Dudak uçuklatıyor... Kredi kartıyla vatandaşın cebindeki bütün paralan alıyorlar. İthalatçıya para veriyor, sanayiciye para vermiyor. Bu ülkede milli bankacılık mutlaka elzemdir. Biz kimden para alacağız? Nasıl yatırım yapacağız? Atatürk İş Bankası'nı niçin kurdu? Her şey satılır mı? Şimdi de tutturmuşlar, 'Halk Bankası'nı satacağız' diyorlar. Buyurun sa-tin. Tekstilden ekmek yiyen 4 milyon vatandaşın refahını düşünmek zorundayız. Şimdi sanayici fabrikalannı söküp makinelerini Pakistan ve Bangladeş'e gönderiyor. Bize yazık değil mi?"
İthalatın mutlaka disiplin altina alınmasının zorunluluğuna da dikkat çeken Narin "Biz kaç senedir ithalata fren koyun, diyoruz. Basında beyanat veren birkaç tane insana kanmayın, diyoruz. Ama ithalat politikalarından bir türlü uzaklaşamıyoruz. Tamam bağrımıza taş basalım, ithal mallar gelsin ama hiç vergi vermiyorlar. Çoğunun bilançolarını görüyoruz, devlete para yok. AB ile tekstili koruyacak tedbirler almalıyız" dedi.
"Geleceğe ümitle bakan tekstil sektörüne hoşgeldiniz" cümlesiyle konuşmasını tamamlayan Narin, ithalatın durdurulması, fiyat ve kalite kontrolünün disiplin altına alması talebinde bulundu.
Hisarcıklıoğlu: Vizyon eksikliği pahalıya mal oldu
Seminerin açılışında konuşan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkam Rifat Hisaraklıoğlu ise, başta tekstil olmak üzere pek çok sektörde uluslararası rekabette Çin karşısında yaşanan sıkıntıların, "stratejik vizyon eksikliliğinin Türkiye'ye ne kadar pahalıya mal olduğunun en somut örneği" olduğunu söyledi. Tekstil sektörünün 1980'lerle başlayarak önemli yatırımlar yaptığını ve son 15 yılda yapılan 75 milyar dolarlık yatırımla Avrupa'da birinci, dünyadaysa üçüncü sıraya yerleştiğini ifade eden Hisaraklıoğlu, yüksek girdi maliyetleri, döviz kurundaki artışlar ve uluslararası rekabette yaşanan sıkıntılar nedeniyle tekstil sektörünün ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirtti. TOBB'un 28 Şubat 2006 tarihinde organize ettiği geniş çaplı toplantida, tekstil sektörünün sorunlarının giderilmesi için KDV indirimi ve yüksek girdi maliyetlerinin teşvik kapsamına alınmasını teklif ettiğini hatırlatan Hisaraklıoğlu, tekstilde KDV oranı yüzde 18'den yüzde 8'e indirme kararı alan hükümete teşekkür etti. "Bu, uzun yıllardır beklediğimiz bir adımdı" diyen Hisaraklıoğlu, KDV mdirirninin eşit rekabet koşullan altında çalışmak isteyen girişimcilere yardımcı olacak bir adım olduğunu belirtti. Hisaraklıoğlu, KDV indiriminin girdi maliyetlerine etkisinin sınırlı olduğuna da dikkati çekerek, düğme, fermuar gibi tekstil sektöründeki bir çok girdide bu oranın halen yüzde 18 olduğunu da kaydetti. Hisaraklıoğlu, tekstil sektöründe karşılaşılan krizlerin aşılmasına yönelik girişimlerde en büyük desteği, işçi sendikalarından gördüklerini ve bu anlamda işçi ve işverenin büyük dayanışma gösterdiklerini ifade ederek, geçen yıl 1 Mayıs törenlerine katılan işçilerin, işyerlerinin kapatılmaması isteklerini belirtir şekilde, "İşyerimizi Seviyoruz" pankartı açtıklarını kaydetti.

Başta tekstil sektörü olmak üzere Türkiye'nin uluslararası rekabet alanında ciddi sorunlarla karşı karşıya kaldığına işaret eden Hisaraklıoğlu, "Uluslararası rekabette Çin ile yaşanılan sıkıntı, stratejik vizyon eksikliğinin bize ne kadar pahalıya mal olduğunun en somut örneğidir" dedi. Gelişmenin bu şekilde sonuçlanacağının 10 yıl öncesinden belli olmasına karşın gereken adımların arılamadığını söyleyen Hisaraklıoğlu, Çin ekonomisinden kırsal kesimden her yıl 20 milyon kişinin şehirlere aktığını anlattı ve "Çin her yıl dünyaya 1 tane Türkiye ekonomisi dahil ediyor" diyerek, rekabet sorunlarının yalnızca tekstille sınırlı kalmayacağını, başka sektörlerde de aynı sorunlarla karşılaşılacağını söyledi. Türkiye'ye uzun vadeli stratejiler gerektiğini ifade eden Hisaraklıoğlu, "Anlık ve dağınık tedbirler, bu dalgayla baş etmede yetersiz kalacak" diye konuştu. Hisaraklıoğlu, 2008 yılında AB'nin elektronik ürünlerde Çin'e uyguladığı antidamping tedbirlerini kaldırmasının ardından elektronik sektöründe de çok ciddi sorunlar ve kriz yaşanabileceğine dikkati çekti. Türkiye için gerekli olan sanayi stratejisinin ilk adımının kapsamlı bilgi olduğuna ve bunun için de sanayi envanterinin çıkarılmasına gerek olduğuna işaret eden Hisaraklıoğlu, kendilerinin bu konudaki yoğun çalışmalarına hükümetten olumlu yanıtlar almalarına karşın, 4 yıldır sanayi envanteri sisteminin kurulamadığını belirtti. Hisaraklıoğlu, "Önümüzde anlayamadığımız bir engel var" diye konuştu.
Sosyal güvenlik alanında reform çalışmalarını da desteklediklerini ifade eden TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, yalnızca geçen yıl 17 milyar dolar açık veren mevcut sosyal güvenlik sisteminin sürdürülemez bir yapı olduğu yönündeki görüşlerini hükümete aktardıklarını kaydetti. Hisaraklıoğlu başta tekstil olmak üzere Türkiye'nin tüm sektörlerde kalifiye eleman gücü alanında da belli sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirterek, bu alanda yaptıklan çalışmalar ve gösterdikleri çabalar nedeniyle, başta Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik olmak üzere bakanlık çalışanlarına teşekkür etti.
Unakıtan: Hesabınızı iyi yapın
Seminerde Hisarcıklıoğlu'nun ardından kürsüye gelen Maliye Bakara Kemal Unakıtan, piyasalardaki dalgalanmaya dikkat çekerek sanayicilere "Hesabınızı iyi yapın" çağnsında bulundu. Unakıtan, Danıştay saldırma dikkat çekerek başladığı konuşmasmda, "Huzura sıkılmış kurşunlara karşı hepimizin birlik olması lazım" dedi. Unakıtan, Türkiye'nin son yıllarda istikrarlı şekilde büyüdüğünü ve kalkındığını ifade ederek, kalkınmanın sürekliliğinin sağlanabilmesi için ekonomik ve siyasi istikrarın da sürekli olması gerektiğini belirtti. Türkiye'de kişi başına düşen gayri safi milli hasılanın (GSMH) Cumhuriyet tarihinde ilk defa 5 bin dolar seviyesine ulaştığına dikkati çeken Unakıtan, 1990'lı yıllarda bu oranın 2500 dolar seviyesinde olduğunu kaydetti. Bakan Unakıtan, Türkiye'nin komşusu Yunanistan'da mili gelirin 15-20 bin dolar civarında olduğuna da ifade ederek, "Bu hedefe doğru, akıllı adımlarla gitmek istiyorsak, aklımızı da başımıza almamız lazım" dedi. Unakıtan, "Huzursuzluğa ve istikrarsızlığa yol açacak hiçbir harekete müsaade etmememiz lazım. Bütün Türk milleti olarak aynı geminin içindeyiz. Kimse birbirine kızıp da gemiyi delmeye kalkmasın. Çünkü herkes batar. Bunu iyi tespit etmemiz lazım. Kimse bu ülkeyi germeye kalkmasın. Gerilimden de hiçbir fayda gelmez. Nasıl daha önce gerilmişse, daha önce bu filmleri bu millet gördüyse, tekrar aynı filmleri görmeye tahammülü yok. Huzura karşı sıkılmış kurşunlara karşı hepimizin birlik olması lazım. Yoksa lüzumlu lüzumsuz birbirimizi suçlamakla bir yere varamayız" diye konuştu.
Unakıtan, Atatürk'ün Türkiye'ye hedef olarak ileri ve gelişmiş ülkelerin seviyesine ulaşmayı gösterdiğini hatırlatarak, ülke olarak bu hedefe kilitlenilmesi gerektiğini belirtti. Kemal Unakıtan, şöyle devam etti: "Bu adımlan atarken, o hedefe ilerlerken bu adımları önleyecek hiçbir şeye millet olarak taviz vermeyelim. İktidar kim olursa olsun Türkiye bir tane. Başka Türkiye var mı? Yok. O halde Türk milleti olarak bir noktaya kilitleneceğiz, o da büyük Atatürk'ün gösterdiği hedeftir."
Unakıtan, AB ile müzakere sürecinin hız kazanması, Türkiye'nin kalkınmasının sürekliliğinin sağlanması için birinci şartın millet olarak ele ele vermek ve huzuru bozdurmamak olduğunu kaydetti.
Unakıtan, Türkiye'nin dünyayla giderek daha fazla bütünleşir hale geldiğini ve bütünleşme sürdükçe Türkiye'nin bastığı zeminin o kadar sağlam hale geleceğini belirterek, Türk ekonomisindeki cari açıkların endişe yaratmaması gerektiğini, bu konuda çalışmaların yapılacağını ve cari açıkların daha az hale getirileceğini söyledi. Türkiye'ye son 20 yılda, yılda ortalama 1 milyar dolar yabana sermaye geldiğini, bu rakamın 2005 yılında 10 milyar dolara yükseldiğini ifade eden Unakıtan, ilerideki yıllarda daha fazla yabancı sermaye geleceğini düşündüklerini kaydetti. "Dünyada sermaye uçaktan hızlı hareket ediyor" diyen Unakıtan, sermayenin yerli ve yabana diye ayrılamayacağını ve kendilerinin de sermayenin önüne kesinlikle engel koymayacaklarını dile getirdi. Unakıtan, bankacılıktaki yabancı sermayeye de dikkat çekerek, "(Bankaları alacaklar) diyorsunuz. Alacaklar arkadaş, buna hazırlıklı olun, daha fazlasına hazırlıklı olun. Bankanın sahibi Ahmet olmuş, Mehmet olmuş. Sen kredini alıyor musun? Ona bakacaksın" dedi.
"Devletin bankası olur mu?" diye soran Unakıtan, küresel dünyayla ekonomik anlamda bütünleşmek isteyen bir ülkenin devletinin ekonomik faaliyetlerde bulunmaması gerektiğini söyledi. "Devletin ekonomik faaliyetlerinin olduğu yerde, serbest piyasa tam olarak kurulmuş sayılamaz" diye konuşan Bakan Unakıtan, şunları söyledi: "(Devlet bankaları satılıyor) diyorsunuz. Satacağım tabii. Devletin bankası olur mu? Oralarda çok sayıda devlet memuru çalışıyor. Memur, 'kredi vermektense vermemek daha iyi' diye düşünüyor. Neden? Çünkü bir sürü inceleme oluyor. Müfettiş geliyor. Banka kar etse de etmese de aynı maaşı aldığını düşünüyor. Onun bankacılığından ne olur? Şimdi (O bankalar kar da ediyor) diyeceksiniz. Evet kar ediyorlar. Devletin paraları oralara gidiyor, oradan başka bir yerlere gidiyor. O kadar kaynak olduktan sonra babam da kar eder. Eskiden bu olanaklara rağmen zarar ediyorlarmış, siz düşünün. Siyasetçilerin eline işletme teslim edilemez." Unakıtan, faizlerin indirilmesinin de çok önemli bir gelişme olduğuna işaret ederek, "Faizlerin yüzde 100'leri aştığı bir dönemde hangi sanayici yatırım yapabilirdi" dedi.
Tekstil sektöründe derinleşen problemlere hep birlikte çözüm bulunması gerektiğini ifade eden Bakan Unakıtan, hem hükümetin hem de sektörün bu konuda birlikte çaba göstermeleri ve çalışmaları gerektiğini kaydetti. Unakıtan, girdi maliyetleri üzerindeki vergi yükünün azaltılması yönündeki çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi. Bakan Unakıtan, tekstilde KDV indiriminin bazı çevrelerden eleştiri aldığını da hatırlatarak, "Türkiye şartlarına göre aldığımız kararın doğru olduğuna inanıyoruz" diye konuştu. Unakıtan, sanayide en önemli girdilerden birinin elektrik olduğunu hatırlatarak, sanayide elektrik maliyetinin dünya ülkeleriyle kıyaslandığında Türkiye'de yüksek olduğuna işaret etti ve elektriğin özelleştirilmesi için hazırladıkları kanunun TBMM'den geçtiğini, şu anda Cumhurbaşkanı Sezer'in onayını beklediklerini söyledi.
Sosyal güvenlik konusundaki düzenlemelere Türkiye'de acilen ihtiyaç duyulduğunu kaydeden Unakıtan, eskiden Türkiye'de 9.4 çalışanın bir emekliyi finanse ettiğini, şimdiyse 1.7 çalışanın bir emeklinin aylığını karşıladığını bildirdi. Unakıtan, "Tüm bunların Türkiye'ye bir maliyeti var, şimdi bunu çekiyoruz. O açıklar bizim belimizi büküyor, o açıkların sıkıntısını çekiyoruz" dedi.
Kemal Unakıtan, Türk ekonomisinin en önemli sorunlarından birinin kayıtdışı ekonomi olduğunu da belirterek, bunun yüzde 35-36 seviyesinden yüzde 29'a çekildiğini, ancak ilk etapta hedeflerinin yüzde 20'nin altına inmek olduğunu dile getirdi. Unakıtan, herkesin vergi bilincine sahip olması gerektiğine de işaret ederek, "Almadığınız faturanın bedelini yine siz ödüyorsunuz" dedi. Unakıtan, Türkiye'nin büyük bir potansiyeli bulunduğunu ve sorunlarını rahatlıkla aşabileceğini kaydederek, "Kendimize en iyi dost yine kendimiziz, herkes hesabını iyi yapmak mecburiyetinde. Dalgalanmalar olabilir, sektörcl problemler olabilir. Tüm bunları hep birlikte çözmek mecburiyetindeyiz" diye konuştu.
Piyasalardaki dalgalanmaya da dikkat çeken Unakıtan, bu gelişmeler karşısında endişelenmenin gereksiz olduğunu belirtti. Unakıtan, Türkiye'nin ve Türk ekonomisinin son 3-4 yılda önemli gelişmeler kaydettiğini, Türkiye piyasalarının dünyayla tam olarak bütünleştiğini ifade ederek, 3 gün önce Paris, Londra, New York, Tokyo, Rusya ve Brezilya gibi bir çok borsada da benzer dalgalanmalar görüldüğünü, bu hareketlenmenin Türk piyasalarına doğal olarak yansıdığını kaydetti. ABD'nin son dönemde faiz oranlarını artırdığını ve faiz oranlarının daha da artacağı yönünde beklentilerin oluştuğunu, bunun sonucu olarak da borsalardan ve maldan paraya doğru bir kaçış eğilimi olduğunu ifade eden Unakıtan, şunları kaydetti:
"Türkiye'ye nasıl para giriyorsa, Türkiye'den para da çıkacak. Girerken iyiydi de çıkarken kötü mü? Bizde dalgalı kur sistemi var. Dalgalı kur sisteminin manası nedir? Bu iş dalgalanacak arkadaş, artik hesabınızı buna göre yapın. Dalgalı kura devam edeceğiz, bunu böyle bilin. Madem dalgalı kur diyoruz, bu işin dalgası olacak. Dalgalı kura karşı dalga geçerseniz, o zaman ben anlamam. Hesabınızı iyi yapın."
Unakıtan, sektörün bankacılık sektörüyle yaşadığı sıkıntıya dikkat çekerken de "Bu konuyu bankacılarla da görüştüm. 'Siz tekstilcilere biraz yamuk bakıyormuşsunuz' dedim. Bankacılar da 'Fakat Bakan'ım onlar da hep öldük bittik diyorlar' dedi. Siz de kendinizi böyle göstermeyin" uyansında bulundu.
Unakıtan, enflasyon oranının tahmin edilenden fazla çıkmasının bütün yıl boyunca enflasyonun yüksek seyredeceği anlamına gelmediğine de işaret ederek, hükümetin gerekli çalışmalan yaptığını söyledi. Türkiye'nin enflasyonun tek haneli rakamlara indirilmesinin yanı sıra istikrarlı şekilde büyümeyi de başardığını kaydeden Unakıtan, istikrarlı büyümenin bankacılık, vergi, sosyal güvenlik, kamu yönetimi gibi alanlarda yapılan ve yapılacak yapısal reformlara bağlı olduğunu kaydetti. Türkiye'nin AB ile müzakereler yürüten bir ülke konumuna geldiğini söyleyen Unakıtan, 40 yıldır AB'ye girmek istediğini ifade eden Türkiye'nin 1-2 sene içinde çok önemli mesafe aldığını bildirdi. AB'ye girmekten çok, gerekli kriterleri yerine getirmenin önemli olduğunu belirten Unakıtan, "Türkiye'yi çağdaş seviyeye getirecek olan bu kriterlerdir. Elbette Türkiye'nin AB'ye üye olması da çok önemlidir. Ancak Türkiye'nin 40 yıldan beri alamadığı mesafe 1-2 senede alınmıştır. Bu başarı Türk milletinin başarısıdır" diye konuştu.
Çelik: Sırtımızda akrepler var
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ise yaptığı konuşmada Türkiye'nin, dünyanın parlayan yıldızlarından biri olduğunu söyledi. Türkiye'nin vazgeçilmez sektörlerinden birinin tekstil olduğunu ifade eden Çelik, Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası Başkanı Halit Narin'e eğitime verdiği destekler ve bilgisayarlı eğitime destek amacıyla bağışlanan bilgisayarlar için teşekkür etti.
Sendikaların sorunlarını hükümete iletmek, kendilerinin de bu sorunlara çözüm bulmak zorunda olduklarını bildiren Bakan Çelik, şunları söyledi: "Ama eleştiriyle hakaret arasında farklılıklar vardır. Biz hangi sektör olursa olsun gerekli yardımları yapmaya hazırız ve de bu konuda çalışıyoruz. Sırtımızda bazı akrepler var, bize bu akrepleri, sokmadan haber verenlere müteşekkiriz. Bazı kişiler ve taraflar ideolojik ve siyasi rant peşinde koşarak bizleri eleştiriyorlar. Bazıları da gerçekten refaha ulaşmak için bizleri eleştiriyor. Bu ülkenin faydasına olacak tüm eleştirilere açığız. Geçmiş dönemlere baktığımızda, tek partili dönemlerin daha başarılı olduğunu görüyoruz. Bu dönemlerde Türkiye'nin trendi her zaman artmıştır."
Bilgi ve iletişime büyük önem verdiklerini dile getiren Çelik, Türkiye'nin her bölgesine internet götürmeyi amaçladıklarını belirtti. 1991-2000 yılları arasının, "Türkiye'nin kayıp yılları" olduğunu dile getiren Çelik, şöyle devam etti:
"Hantal bir bakanlık sistemi getirilmiştir. Biz hükümeti devraldığımızda, yani iş başına geldiğimizde, hükümet hasta ve komadaydı. Biz gidip yurtdışında sizleri temsil ediyoruz. Türkiye, dünyanın parlayan yıldızlarından biridir. Türkiye son 4 yılda yüzde 30 büyümüştür. Yargıya güvenin ortadan kalkmaması lazım. Danıştay'a yapılan saldırıları kınıyoruz.
Demokratik, laik ve sosyal hukuk düzenine sahip bir devletiz. Eğer demokratik devlet olamazsak hiçbir değerimiz kalmaz."
Diğer dünya devletleriyle Türkiye'nin durumunu da kıyaslayan Bakan Çelik, kendilerini halk iradesinin buraya taşıdığını, buna herkesin saygı duyması gerektiğini belirtti. Önemli olanın uygulama olduğunu kaydeden Çelik, şu görüşlere yer verdi: "İngiltere ve İsveç'te krallık sistemi var. Ama bu bölgeler demokrasinin tadım en iyi çıkaran ülkelerin başında geliyor. Önemli olan isim değil, uygulamadır. Halkın seçtiği iradeye saygı duyulması gerekir. Yeni açılan üniversitelerin rektörlerini atamak için yeni bir kanun teklifi hazırladık. Bu kanun teklifi Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından Anayasa Mahkeme-si'ne götürüldü. Anayasa Mahkemesi tarafından hiçbir kanuna aykırılık görülmediği halde bu teklifimiz, dokuza iki oy ile reddedilmiştir. Küreselleşme konusunda da işin dışında kalma şansınız yok. Önemli olan bu sürece ayak uydurmaktır. Küreselleşmeden kaçma şansımız yok. Küreselleşmeden doğan atmosferin ortamına ayak uymalıyız."
Hükümet olarak araştırma çalışmaları için büyük ödenek ayırdıklarını ifade eden Çelik, "2002 yılında araştırma için ayrılan pay 169 trilyon lirayken, bu miktar şimdi 1 katrilyon 200 trilyon lira civarındadır" diye konuştu.
Kudatgobilik: Prangalı atlet gibiyiz
TİSK Başkanı Tuğrul Kudatgobilik ise yaptığı konuşmada "Bir bacağına prangalar vurulmuş atlet gibiyiz" dedi. Konuşmasına Danıştay saldırısına dikkat çekerek başlayan Kudatgobilik, "Sihirli istikrarı kaybediyoruz" gibi bir ifade var. Bu istikrara büyük bir darbedir" dedi. Yaptıkları araştırmada yerli ve yabana yatırımcının Türkiye'de gördükleri "en"lere dikkat çektiklerini belirten Kudatgobilik, bunları "en elverişsiz yatırım ortamı, en katı çalışma mevzuatı, en ağır kıdem tazminatı, en hızlı büyüyen kayıtdışı, en pahalı enerji, en pahalı internet" olarak sıraladı. Kudatgobilik, saydıkları bu "en"lere rağmen sanayicinin global piyasada başarılı olduğuna dikkat çekerek, sanayiciyi bir bacağma prangalar vurulmuş atlete benzetti. Kudatgobilik "Yabancılara kıdem tazminatının yüksekleğini anlatmakta zorluk çekiyoruz" dedi.
Devletin sağlık harcamalarının ilk 4 ayda yüzde 51 artığına da dikkat çeken Kudatgobilik "Sosyal Güvenlik Refor-mu'nu destekledik. Ama dinamizm yaratılması için SSK'da yönetimin işçi ve işverene verilmesi lazım" dedi.
Hükümete "Gücünüzü Türkiye'nin gücü olarak görün" diye seslenen Kudatgobilik, AB nezdinde bu gücün kullanılmasını istedi.
KDV indirimiyle birlikte hükümete götürdükleri diğer konularda bir gelişme olmadığı belirten Kudatgobilik, "Biri oldu, diğerleri olmadı. Tekstildeki krize çare bulmamız lazım. Bir toplanüda şunu demiştim: Bu çareyi burada bulmazsak cenaze namazında mı konuşacağız tekstilin arkasından. Ey siyasiler, ey sivil toplum örgütleri, ey sendikalar ne yapacaksak bugün yapalım, demiştim. Bu sözümü bugün de tekrarlıyorum. Dün bugündür. Tekstil, Türkiye'nin medarı iftihandır. Yarın da olacaktır" şeklinde konuştu.
Küçük: Sektör asayiş için de önemli
TİSK Başkanı Tuğrul Kudatgobilik'in ardından kürsüye gelen İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Tanıl Küçük ise konuşmasında ekonomi ve sanayi açısından büyük önem taşıyan tekstil sektörünün sorunlarının ele alınmasının önemli olduğuna dikkat çekerek "Sorunlar ancak ilgili tarafları bir araya getiren bu platformlarda çözüm bulabilir" dedi. İSO üyelerinin yüzde 40'ından fazlasının tekstil, konfeksiyon ve ayakkabı imalat sanayiinden oluştuğunu belirterek "Sektör İstanbul'un huzuru ve asayişi açısından da büyük önem taşımaktadır" dedi.
Tekstil ve konfeksiyon sektörünün yaptığı ihracatın cari işlemler dengesine büyük katkı sağladığına dikkat çeken Tanıl Küçük, Türkiye'nin istihdamda en yüksek prim yükünü taşıyan bir ülke olduğunu söyledi. "Yine enerjide en hızlı vergi artışı Türkiye'dedir" diyen Taml Küçük, "Son 9 yılda vergi yüzde 59 artmıştır. Türkiye muhtemelen kayıtdışına çıkışta en hızlı artış gösteren ülkedir" şeklinde konuştu. Taml Küçük, Türkiye'nin rekabet sorununun, kotaların kalkması ve Uzakdoğu'dan yükselen Çin ile daha da yükseldiğine dikkat çekti.
Sendikacılar ne dedi?
Seminerde işçi sendikalarının tem-silcileride yaptıkları konuşmada sektörün içinde bulunduğu duruma dikkat çekerek, işverenlere destek mesajı verdiler. DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, Adana ve Gaziantep illerinden örnekler vererek işyerlerinin tek tek kapatıldığım söyledi. Çelebi, yeni Teşvik Yasası'nm da bazı sanayileşmiş bölgeleri yok ettiğini belirtti.
TEKSİF Başkanı Zeki Polat ise konuşmasında Danıştay saldırısına dikkat çekerek "Nereden gelirse gelsin terörün her türlüsünü lanetliyoruz" dedi. Polat, yaşanan siyasi tartışmaları da hatırlatıp, "Germeyelim, gerersek zararım görürüz" dedi. Polat, sektörü zor günlerin beklediğini de belirterek, "Ben aşacağımıza inanıyorum. Çünkü birkaç tanesini aştık. Çin, diyorlar. Ben iki gün evvel Çin'den geldim. Çin'in bana göre 2-3 yıl ömrü var. Çünkü Çin'de üretim enflasyonu var. Bu üretim enflasyonu bir gün mutlaka onları patlatacak" dedi. Zeki Polat, kıdem tazminatı konusuna değinirken de "Oturup anlaşarak yapalım bu işi" dedi. Polat, bölgesel asgari ücret konusuna ise karşı çıkarak "Bölgesel asgari ücret, çalışma barışımn altına dinamit koymaktır" dedi.
Öz-İplik İş Başkam Yusuf Engin ise konuşmasında, "Sanayimizin lokomotifi olan sektör, yoğun bakımda. Bir anlamda inim inim inliyor. Sektör için köklü çözüm üretmeliyiz" dedi. Engin, sendikalaşma konusunda ise "Bu dönemde örgütlenme biraz zayıfladı. Sendikaları güçlendirirsek özlenen genel huzuru da yakalamış oluruz" diye konuştu.
Seminerin 2'nci gününde krizin nedenleri tartışılıp çözümler ortaya kondu:
Anadolu üretim üssü olmalı

Marmaris seminerinin 2. gününde "Derinleşen krizin nedenleri" tartışıldı. Çözüm önerilerinin de getirildiği bu bölümde, sektör temsilcileri özellikle Anadolu'nun üretim havzası haline getirilip, kalite ve farklılaşmaya ağırlık verilmesi gerektiğini söylediler. Hürriyet Gazetesi köşe yazan Erdal Sağlam'ın moderatörlüğündeki oturumda açılış konuşmasını Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu yaptı. Murat Başesgioğlu, konuşmasında deneyimli tekstil sektörünün ve kamunun bu krizi atlatacağını söyledi. Başesgioğlu, krizden imkanların da sağlanabileceğinin altını çizerek, "Tekstil sektörünün içinde bulunduğu durumu daha iyi anlatabilmek için derin kriz gibi kavramları kullanıyoruz. Şunu da biliyoruz ki krizle fırsat komşu kavramlar. Krizden imkanlar oluşturmak mümkün. Ondan dolayı bu kadar deneyimi olan bir sektörün temsilcileri ve elbette ki kamu bu zorluktan çıkma becerisini gösterecektir. Kendimizden daha ziyade, dünyada yaşanan bir rüzgarın esintilerini yaşıyoruz" dedi. Başesgioğlu konuşmasında siyasi istikrarın önemine de dikkat çekti.
Tekstil sektörünü her zaman dinlediklerini belirten Başesgioğlu, "Hep şikayet edilen nokta istihdam üzerindeki yüklerdir. OECD ülkelerinde vergi yükünde yüzde 42.7 ile en yüksekteyiz. Ama buna rağmen rekabet edebilirlik endeksinde Avrupa'da en avantajlı ülkeyiz" dedi. Başesgioğlu konuşmasının devamında ise kayıtdışından yakınarak, "Tekstil sektöründe kayıtlı işçi sayısındaki artış sadece yüzde 2'dir. Yani tekstilde istihdam sadece 20 bin artmış. Oysa diğer sektörlerde ortalama yüzde 14 artış vardır" dedi.
Başesgioğlu, sektörün beklediği prim indirimi konusunda ise umut verici konuşmadı. Başesgioğlu, "5 puan indirelim deyip, kestirip atamayız. Bunun maliyeti var. Aktüeryal dengeyi gözetmek durumundayız. İndirirsek Hazine karşılayacak. Hazine karşılayınca da borçlanma maliyeti artacak, faiz yükselecek, yine sizin cebinizden çıkacak. Bu popülizm olur" dedi. Ancak bunun hiçbirşey yapmayacaklan anlamına gelmeyeceğini belirten Başesgioğlu, "Özürlü ve eski hükümlü çalıştırma şartlan gibi konulardaki katiliği azaltacağız" dedi.
Başesgioğlu, İşsizlik Sigortası Fonunda biriken paradan kimsenin rahatsız olmaması gerektiğini de belirterek, "Bu bir güvencedir. Ama yararlanamıyoruz. Esnetmemiz lazım" dedi. Başesgioğlu, bu konuda bir açılım yapacaklarının da altını çizdi.
Kıdem tazminatı konusunda da çalışmalarının sürdüğünü belirten Başesgioğlu, "Fon'un dönmesi için akademisyenler yüzde 3'lük bir prim kesintisi önerdi. Ancak yüzde 3'le dönmeyecek gibi görünüyor. İşsizlik Sigortası Fo-nu'ndan buraya bir puan aktarabilir miyiz, diye düşünüyoruz" dedi. Başesgioğ-lu, istihdam üzerindeki yüklerin azaltılması konusunda basına yansıyan paketin de henüz öneri aşamasında olduğunu belirterek, "Sizlerin de görüşlerini alacağız" dedi. Başesgioğlu, mesleki eğitime önem verdiklerinin de altını çizdi. Başesgioğlu konuşmasının sonunda ise siyasi istikrar konusunda herkesi duyarlı olmaya çağırarak, "Türkiye seçim ortamına yaklaşıyor. Ancak seçim ekonomisi uygulamayacağız" diye konuştu.
Oran: Türkiye'nin kurtuluşu bu sektörde
Domino Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı ve Bolu Sanayi Odası Meclis Başkanı Umut Oran ise konuşmasında krizin yalnız tekstil sektöründe olmayıp bütün sektörlerde olduğunu, hatta ülkenin sosyal bir patlamanın eşiğinde bulunduğunu belirtti. Konuşmasında cari açığın Cumhuriyet tarihi boyunca sadece 57 milyar dolarken son üç yılda 47 milyar dolar olduğunu belirten Umut Oran, "Dış ticaret açığı 22 milyar dolarken 43 milyar dolara çıktı. İşsizlik ise yüzde 11.2'lere ulaştı" dedi. Son zamanlarda emek yoğun sektörlerden çıkmak gerektiği yönünde bazı söylemler olduğunu da belirten Umut Oran, "Ama eğitimli işgücümüz yok" dedi.
Danıştay'a yapılan saldırı konusunda iş dünyasının sesini yeterince yükseltmediğinden de yakınan Umut Oran, "Bir işadamı olarak bu olaylar bizi üzdü. Sorun Türkiye'nin öncelikleriyle gündemin çakışmamasında" dedi.
Türk tekstil sektörünün insanlık tarihi var oldukça süreceğini de belirten Oran, "Belki fonksiyon veya şekil değiştirip sürecek. Türkiye'nin çevresinde 450 milyon nüfuslu geniş bir pazar var. Bu sektör önemli. Ortak aklı kullanmalıyız. DTÖ'de bu birliktelikten dolayı başarılı sonuçlar aldık. Sektör artık tedarikçilikten piyasa belirleyicisi noktasına geçmek durumunda" dedi. Fiyat, kalite ve hız konusunda sektörün çalışma yapması gerektiğini de belirten Umut Oran, "Yenilikçi olmalıyız. Anadolu'yu üretimde kullanmamız gerekiyor. Anadolu'yu bir üretim merkezine dönüştürmeliyiz. İstihdam, enerji gibi avantajları kullanmalıyız. Anadolu'da çıraklıkta 3 yıl vergi alınmıyor. Bu avantajı da kullanmalıyız" önerilerinde bulundu.
Umut Oran ardından da tekstilde üretim havzalan yaratılabileceğini belirterek bu konuda Adıyaman örneğini verdi. "Dışarıya ihtiyaç duymadan kendi kendini besleyen bir sistemdir bu" diyen Oran, GAPGİDEM, BM ve Dünya Bankası ile birlikte yapılan çalışmalar sonrasında Adıyaman'ın tekstilde 4 bin yeni istihdam yarattığına dikkat çekti.
Oran, Türkiye'nin üretimde bir dünya markası olduğunu da belirterek sözlerini şöyle noktaladı: "Adrese teslim hızlı üretim, elimizdeki altın zincirdir. Türkiye'nin kurtuluşu yine bu sektörden geçiyor. Yolumuza devam etmeliyiz."
Bektaş: Aktif pazarlama şart
Konuşmasına "Kızlarını okutmayan toplum cehalete mahkumdur" diyerek başlayan TGSD Başkanı Aynur Bektaş, Anadolu'nun üretim için çok önemli olduğunu söyledi. İnsanlara hakları verildiği sürece Anadolu'da 2.5-3 katı verim alınabildiğini belirten Bektaş, yurtdışındaki alıcıların bile bu durumu bizzat görmeye geldiğine dikkat çekti. Bektaş, İstanbul'un moda merkezi, Anadolu'nun ise üretim üssü olması gereğini dile getirdi.
Konuşmasında tekstil sektörünün tarihi gelişiminden de bahseden Bektaş, "1996'da gümrük birliği ile birlikte büyük makine yatırımları başladı. KOBİ'lerin payı arttı. 2000'de ise aktif pazarlama dönemine geçildi. Ancak 2005'te Çin'le birlikte yeni bir rekabet dönemine girildi" diyerek, ardından da sektörün neler yapması gerektiğini anlattı. Bektaş, "Artık gereksiz kapasite artırımı yerine Ar-Ge, satın alma, aktif pazarlama ve tasarım gibi konulara yoğunlaşmak gerekiyor. Herkes kuvvetli olduğu dış pazarlarda ofis açarak rekabetini daha etkili sürdürmeli" dedi.
Yaptıkları Anadolu gezisinde Teşvik Yasası'nın doğru kullanılmadığı iller gördüklerini de belirten Bektaş, teşhisin doğru yapıldığı taktirde Anadolu'da yapılan yatırımların üç kat verimli olduğunu söyledi. Bektaş, yurtdışına gidenlere de kızılmaması gerektiğini belirterek "Tabii ki gidecekler. Yurtdışı penceremiz de açık olacak" dedi.
Boğa: Derinleşen kriz yok
Panelde konuşan Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracat Genel Müdürü Ali Boğa ise, derinleşen kriz düşüncelerine ilk günden bu yana katılmadığını ifade ederek, "Belki kriz emareleri olabilir ama derinleşen kriz diye bir şey yok" dedi. Sektörde kriz değil, problemler olduğunu belirten Boğa, bu problemlerin çözümü için çalışma gurupları kurduklarını, sanayiciler ile beraber bu problemleri aşacaklarına inandıklarını ifade etti. Sürekli sanayicilerin yanında olduklarını belirten Boğa, "Biz sektörün karı dışında herşeyinin ortağıyız. Tekstilin ihracatta çok önemli yeri var. Ancak bu sektörün bir değişim sürecine girmesi gerekiyor. Kiloyla mal satan konumdan kurtulmalıyız" dedi. Sektörün yatırım ve ihracat planının birlikte yürütülmesi gerektiğine de işaret eden Boğa, İhracat Genel Müdürülüğü olarak yatırım tarafına hükmedemediklerine dikkat çekerek, sektörün her zaman yarımda olacaklarını "Biz sektörün yanında değil, içindeyiz" sözleriyle anlattı.
Konukoğlu: Kendimizi boğmayalım
Sanko Holding Yönetim Kurulu Başkanı Abdulkadir Konukoğlu, konuşmasında sektörün özeleştiri yapmasını istedi. Kriz söylemlerinin sektöre zarar verdiğini belirten Konukoğlu, "Tekstilde kriz yok. Firma enflasyonu var. Bilen de bilmeyen de konuşuyor. Ondan sonra da firmalar üstümüze geliyor" dedi.
"Önce kendimize bakalım" diyen Konukoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bilen de bilmeyen de bu sektöre girmeye başladı. 2 makine alan kendini tekstilci zannediyor. Halen, günümüzde dahi dondurmacılar halıcılığa soyunuyor. Antep'te oğluna güzel kız almak isteyen kendini fabrikatör gibi göstermek için gidip tekstil makinesi alıyor. Böylece kendi kendimizi boğuyoruz."
Tekstil sektörünün hiçbir zaman bitmeyeceğini 'Tekstil öyle bir şey ki, ölüye de diriye de lazım. Siz hiç çıplak gezen erkek gördünüz mü?" sözleriyle anlatan Konukoğlu, sektör temsilcilerine 'moralinizi düzgün tutun' uyarısı yaptı. "Geçmişi çizip 'yeniden nasıl başlamalı-yız'ın hesabını yapmalıyız" diyen Konukoğlu, "Artık kriz kelimesini kullanmayalım" şeklinde konuştu. Konukoğlu, "Artık binalara para yatırmayalım. Batanların yüzde 60'ı binaya yatırımdan battı. Bunu unutmayın. Evet moda ve görünüm için bina gerekli ama bir sarsıntıda bankacılar yakanıza yapışır. Onun için dikkatli olun, paranızı işinize yatırın, çarçur etmeyin" uyarısında bulundu. Konukoğlu, haksız ithalattan da şikayet ederek "Dahilde işleme rejimi ile herşey geliyor" dedi.
Kayhan: Teşvik Yasası sorunlu
İkinci günün son konuşmacısı SÖK-TAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Hilmi Kayhan da sektörde kriz değil sorunlar bulunduğunu belirterek, çıkarılan Teşvik Yasası'nın pek işe yaramadığını belirtti. Yasa ile ilgili sorunlar bulunduğunu belirten Kayhan, "Bir tek atımlık kurşunumuz vardı, heba oldu" dedi. Teşik Yasası konusunda sadece asgari ücreti düşünmenin yanlış olacağını söyleyen Kayhan, "Yatırım ortamı düzelmeden 5 kuruşluk yatırım yapmak yanlış olur. Enerji gibi maliyetler çözülmeden yatırım yapılmaz" dedi.
Türkiye'nin tekstildeki konumunun çok güzel olduğunu belirten Kayhan "Ancak sosyolojik konumumuzun yeniden gözden geçirilmesi lazım. Tarımdan çıkalım, deniyor. Peki bu insanlar Söke'de bilgisayar fabrikasında iş bulabilecek mi?" diye sordu. Oturumun sonunda bir değerlendirmede bulunan Erdal Sağlam da sektörün bir yol ayrımında bulunduğuna dikkat çekerek "Kolaycılıktan vazgeçip, başka sektörlere de kaymak gerekiyor" dedi.
Marmaris seminerinin üçüncü gününde krizden çıkış yolu arandı:
Önce ithalata çeki düzen şart

Sendikamız tarafından düzenlenen Marmaris seminerinin üçüncü günündeki oturumda "Krizden çıkış yolları" tartışıldı. Ağırlıklı olarak akademisyenler ve bürokratların katıldığı bu oturumun moderatörlüğünü ise Hazine ve Dış Ticaret eski Müsteşarı Tevfik Altınok yaptı. Bu oturumda ise konuşmacılar krizden çıkış için öncelikle yasal olmayan ithalatı önleyici birtakım tedbirler alınmasını istediler. Altınok konuşmasında cari açığın kırılganlık yaptığına dikkat çekerek, "80 yılda 25 milyar dolar borçlanan Türkiye son üç yılda 130 milyar dolar borçlandı. Son üç yılda yatırımlar olmadı. Her hafta fabrikalar kapanıyor. İthalatın ucuzluğuyla rekabet ortamı bozuldu. Ayrıca düşük kurdan kaynaklanan sorunlar var" dedi. Altınok, ekonomide sorunlar çözülmeden tekstilin sorunlarının da çözülemeyeceğini belirterek, "Hammaddenin yüzde 70'i dışandan geliyorsa tabi ki yüzde 11.8'e varan işsizliği yaşamamız kaçınılmazdır" dedi.
Başer: Rekabetçiliği baştan kaybettik
Güney Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Başer ise yaptığı sunumda, 'Yüzde 10'luk kur artışına sevinelim ama asıl kurtuluş uluslararası rekabet seviyesinin yakalanmasıdır" dedi. Başer "Milli gelirin 5 bin dolar olduğu bir yerde 500 dolarlık asgari ücretle sizin rekabetçiliğiniz baştan bitmiştir" dedi.
Türkiye'nin 2000 yılında Çin'le olan 1 milyar dolarlık dış ticaret açığının 6 milyar dolara dayandığına işaret eden Başer, "Çin sadece Türkiye'nin sorunu değil. AB de Çin'le 106 milyar dolar açık veriyor. Bunun 20 milyar dolan tekstil ve hazırgiyimdedir" dedi.
Başer konuşmasında haksız ithalata da dikkat çekerek "Dünya Ticaret Örgütü kurallarma da uyarak ithalati önleyici tedbirler alınmalı. TİSK, Dünya Ticaret Örgütü nezdinde asgari çevre ve asgari çalışma koşullarını koymalı. Çünkü Çin serbest ticaret yapıyor. Biz ise AB'nin katı kurallarıyla üretim yapıyoruz" dedi. Önerilerde bulunun Başer, Ar-Ge'ye yatırımın öneminden de bahsederek, "Ayrıca insana yatırım yapmalıyız" dedi. Mısır ve Ürdün'ün ABD ile yaptığı serbest ticaret anlaşmaları ile Türkiye'yi geçtiğini belirten Başer, Türkiye'nin de bu tür bir anlaşmayı mutlaka yapması gerektiğinin altını çizdi.
Taşoğlu: Risklileri ayıklıyoruz
Gümrükler Genel Müdür Yardımcısı Bülent Taşoğlu da yaptığı konuşmada Müsteşarlık olarak sektöre dönük yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi verdi. Taşoluk, yasal olmayan ithalat konusunda ihtisas gümrükleri uygulamasını devreye soktuklarını belirterek, "7 bölgede kurduk. İthalat buralardan yapıldığından daha iyi kontrol yapılmaktadır. Dahilde işleme rejiminin ihracatın j yüzde 16'sına ulaşması nedeniyle, bu gümrüklerden ithalat yapılması uygulamasına gidilmiştir" dedi. Denetimleri sonucunda risk profilleri çıkardıklarını da anlatan Taşoğlu, "Gümrük verilerini sürekli tarıyoruz. 1330 tarife pozizyonunda denetimler yapıldı. 133 firma riskli bulundu ve ilgili birimlere iletildi. Kumaş ve iplikte de referans fiyat uygulamasına geçtik ve bu konuda da 5-6 bin ihtilaflı dosya oluşmuştur" dedi.
Taşoğlu, menşe sapması konusunda da incelemeler yapıp denetim elemanlarına konuyu intikal ettirdiklerini de anlattı.
Ekmekçi: Esneklik getirilmeli
İstanbul Üniversitesi İş Hukuku öğretim Görevlisi Doç. Dr. Ömer Ekmekçi de yaptığı konuşmada çalışma hayati ile ilgili çok hızlı bir süreç yaşandığını belirterek, "2003'te yeni bir İş Kanunu yapıldı. Ancak iş güvencesi hükümleri geçen 3 yıllık süreçte işe yaramadı. Avukatların işine yaradı. İş güvencesinden memnun olan pek kimse yok. Bu kanuna esneklik getirilmelidir" dedi. Dışarıdan hizmet alımı olan "esneklik" konusunda sadece Türkiye ve Meksika'da yasak bulunduğuna dikkat çeken Ekmekçi, yeni kanundaki özürlü ve eski hükümlü çalıştırma gibi konulardaki katılığın giderilmesi gerektiğini söyledi.
Çınar: İşler iyi gitmiyor
Konuşmasına "Eleştirilere açık olmalıyız. Bu eleştirilerden beslenmeliyiz" diye başlayan İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Abdullah Çınar ise "Tekstili ancak sektörün içinde olan bizler kurtarabiliriz" dedi. KDV'de birkaç puanlık indirimin yeterli olmayacağını belirten Çınar, "Kar oranı düşüyor. Sektörün üzerinde kara bulutlar dolaşıyor.
Fabrikalar kapanıyor. İşler pek de iyi gitmiyor. Bazı firmalar da sektör değiştiriyor" dedi. Çin ile baş etmek için Ba-tı'ya yönelmek gerektiğinin de altını çizen Çmar, "Tekstilde her girişim el yordamıyla ortaya çıkmıştır. Bu yüzden envanter yapılamıyor. 900 bin ton pamuk üretimine karşın 2 milyon ton pamuk ipliği üretimi var. Sanayi envanteri mutlaka çıkarılmalı. Nereye bastığımızı bilmeliyiz. Biz İTO olarak bu konuda coğrafi bazlı bir çalışma içindeyiz" dedi. Çınar, ürün çeşitliği anlammda teknik tekstillere yönelmek gerektiğini ve mutlaka moda ve marka çalışmalarına ağırlık verilmesini de istedi. Çmar sözlerini "Tekstilde iş var. Yeter ki cesaretli ve azimli olalım" diyerek tamamladı.
Bal: İthalatçı olmak çok kolay
DTM İthalat Genel Müdür Yardımcısı Kadir Bal ise Türkiye'de ithalatçı olmanın çok kolay olduğuna dikkat çekerek "Vergi numaranız varsa ithalatçı olmanız için yeterli. Çocuğu okula kaydederken bile bir sürü belge istiyorlar" dedi. İthalatçıların takibinde zorluklar bulunduğunu belirten Bal, "Herşeyi gümrükte takip etmek zor. Perakende aşamasında da takibat yapılmalı. İthalatçılara ciro bazında istihdam zorunluluğu getirilebilir. Çünkü hiçbir maliyeti yok. Gümrük vergileri zaten yüzde 3-5'lerde" dedi. Bugüne kadar yaptıkları çalışmalar hakkında da bilgi veren Bal, 9'u Çin'e karşı olmak üzere halen 29 adet dampinge karşı önlem yürüttüklerini söyledi. Bal, bu çerçevede Çin'e karşı 2005'te 42 kategoride, 2006'da ise 4 kategoride kota uygulamasına gittiklerini anlattı.
Saygılıoğlu: Bürokrasi çıkmaza sokuyor
Toplatıda konuşan Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Saygılıoğlu ise yaptığı bir çalışma sonrası üzerinde en fazla düzenleme yapılan konunun tekstil sektörü olduğunu söyledi. Saygılıoğlu, sendikamız yayınları arasından yeni çıkan "Tekstil Sektörünün Dış Ticarette Karşılaştığı Sorunlar ve Çözüm Yollan" isimli kitabında 15 ayrı konuyu incelemeye çalıştığını belirterek, aşırı bürokrasinin kurumlar arasmda koordinasyonsuzluk getirdiğine dikkat çekti. Saygılıoğlu, "Halkalı Gümrüğünde sadece 85 kişiyle ithalat yapılıyor. 1 muayene memuru günde 80 belge inceliyor. Bir koncu başına düşen tır karnesi belgesi sayısı 18 bin tane" dedi. Dahilde işleme rejiminin de yanlış işlediğinden yakman Saygılıoğlu, "Sektörün görünen ve bir de ufukta olan sorunları var. Bir zihniyet değişimi yaparsak sonuç alırız. Gümrüklerde mevcut duruma dönük bir iyileştirme ile 18 milyar dolarlık tekstil ve konfeksiyon ihracatı 2 milyar dolar daha artırılabilir" dedi. Saygılıoğlu, siyasetçiye düşen görevin ise girdi maliyetlerini düşürmek olduğuna dikkat çekti.
TÜTSİS Başkanı Halit Narin, seminerin son gününde tekstilde yaşanan krizin kaynağı konusunda son noktayı koydu:
Türkiye'de vahşi ithalatın yarattığı vahşet var

Marmaris seminerinin son gününde bir kapanış konuşması yapan Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası (TÜTSİS) Başkanı Halit Narin, üç günün özetini "Türkiye'de vahşi ithalatın yarattığı vahşet var" sözleriyle özetledi. Narin, "Tekstil bitti, diyorlar. Vahşi kapasiteden bahsediyorlar. Oysa vahşi dedikleri kapasitenin yarısı kadar ithalat yapıldı. Kontrolsüz, düzensiz ithalat yapılarak sanayicinin üzerinde vahşet yaratıldı. İplik bile vahşi bir şekilde Türkiye'ye geliyor" dedi.
Narin seminerde ahengin bozulmadan güzel şeyler yakalandığını da belirterek, "Sendikacılar eskiden talep ettikleri şeyin şimdi şikayetini yapıyorlar. Hiç kimse tek başına hüküm değildi. İşçi hakkı değil, işçi-işveren hakkıdır. Madem aynı gemideyiz, müşterek gayretler de olacaktır. Tek taraflı istek olmaz" dedi.
Seminerde mevzuat kargaşası konusunda da hemfikir olunduğunu belirten Narin, bu konuda da "Yapılacak olan şey belli. İthalatı disiplin altına alamamak kabul edilebilir değil. 1 milyon çalışıyor, bir avuç insan yiyor. Mevzuat çıkarıyoruz. AB'den gelen mal kontrol edilmesin deniyor. Bütün kötülük oradan çıkıyor zaten. Sonra da sanayici fabrikasını kapatmak zorunda kalıyor. Bu mudur adalet?" diye sordu.
Haksız ithalatın önlenmesi için mevzuatın azaltılması yönünde öneriler bulunduğuna da dikkat çeken Narin, "Devletin bilmediği birşey mi var Allah aşkına? Devlet istese her şeyi cennete çevirebilir" dedi.
Milli gelir konusunda da açıklamada bulunan Narin, "Türkiye fakir ülke değildir. Satınalma gücü paritesine göre 12-13 bin dolarlık bir ülkeyiz. Bizi güçsüz yapan AB'nin kitaplarıdır. AB'de, Türk kelimesini yazan tek bir kitap yoktur. O yüzden kavga etmesini de bileceksiniz. Sende vicdan yok mu diyeceksiniz" şeklinde konuştu.