| Avrupa Birliği perspektifinde Türkiye'nin hedefi büyütülmeli |
|
|
|
| DERGİ - AB Penceresinden | |
| Yazar Dr. Binhan OĞUZ, Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası Ekonomi Müşaviri | |
| Salı, 20 Şubat 2007 | |
|
Türk insanının milli duyguların geniş tarihsel perspektifle haklı olarak kuvvetlidir. Türkiye, AB'ye üyelik gibi küçük hedeflerin peşinde koşmayacak kadar güçlüdür. Son yıllarda süregelen gelişmeler bu gücü içte ve dışta küçülterek halkın ülkesine ve geleceğine güvenini yitirtmiş, Avrupa ve Amerika için stratejik partner olma niteliğimizin içini boşaltmıştır.
Özgüven tazelenmeli Son dönemde geniş tarihi perspektiften bakmayan siyasiler ve entelektüel elit, isteyerek veya bilmeden, Türkiye'yi küçük hedeflere sıkıştırmışlardır. Oysa, Osmanlı'nın bitişi ile jeopolitik yayılımcılık stratejisinden çıkmış olan Türkiye, Atatürk'ün Cumhuriyet ile koyduğu "Batı'ya dönük bir güç olma" yeni hedefine yönlenmiştir. Ancak, "Batıya dönük bir güç olma" gibi yüksek bir hedefi "Avrupa'nın her hal ve şekilde bir parçası olmak" gibi küçük bir hedefe indirgeyen yaklaşım Türk insanının özgüven kaybına sebep olmuştur.
Türkiye, son dönemde geçmişten gelen gücü ile de kendisine Cumhuriyet reformları ile yüklenen uygarlık projesinin büyük hedefleri ile de tamamen çelişen küçük hedefler arasında sıkışmışlığın bunalımını yaşamaktadır.
Türkiye'nin uzun vadede AB'nin üyesi olmasının Avrupalının büyük bir kısmının bilinç altında olmadığı görülmektedir. AB yetkilileri üyeliğimiz için 15-20 yıl beklememiz lazım geldiğini net bir cüretle dillendirir oldular son zamanlarda. Türkiye AB ilişkilerine tam üyelik saplantısı ile bakarken, gözden genelde kaçırılan nokta AB'nin sorunlarımızı çözmede bir 'olmazsa olmaz' olmadığıdır. Oysa, bir kesim tarafından öyle bir hava estiriliyor ki sanki AB'ye üye olduğumuz gün bir tılsımlı değnek Türkiye'yi kalkındıracak, eğitimi, sağlığı sorunsuz hale getirecek, tarıma ve bölgelere fonlar akacak, terör kalmayacak... 8 fasılda askıya alınmasına rağmen Türkiye, AB ile müzakere masasında; müzakerelerin başlaması ile bu temel sorurüarm çözülmesi yönünde bir ilerleme olduğunu iddia eden varsa bugüne kadar ortaya çıkardı... "İşletme ve sanayi politikası faslında" müzakere açıldı(!) ama... Avrupa Birliği üyesi devlet ve hükümet başkanlarının 14-15 Aralık 2006 tarihli zirvesinde aldıktan, 8 fasılda (Mallarm serbest dolaşımı, iş kurma hakkı ve hizmet sunumu serbestisi, mali hizmetler, tarım ve kırsal kalkınma, balıkçılık, ulaştırma politikası, Gümrük Birliği ve dış ilişkiler) müzakerelerin açılmaması kararından sonra, "işletme ve sanayi politikası faslında" müzakerelerin açılmasına ilişkin davet mektubu 22 Aralık 2006 tarihinde Ankara'ya ulaştırılmıştır. "Müzakere pozisyonu" hazırlama çalışmalarına sivil toplum örgütleri "ayıp olmasın" diye sadece 3 sayfa görüş bildirerek davet edildiler ama Avrupa Komisyonu İlerleme Raporu'ndaki tespitler, tarama sürecinde yapılan sunuşlar çerçevesinde pozisyon hazırlanıyor. Burada AB müktesebatma uyum sorulacak, sorgulanacak ama aslında bu vesile ile sormamız gereken Türkiye'nin sektörlerinin, işletmelerinin kürsel rekabete uyum gücü olmalıdır. AB müktesebatma uyum sorgulanıyor Müzakere Tutum Belgesi'nde 3 bölüm vardır: 1) Genel tutum, 2) Müktesebatı uygulama kapasitesi 3) Mükteseba-ta uyum ve bunlarda genelde ayrıntılı tarama toplantısı bilgilendirme esas alınacaktır.
AB'nin pek de başarılı olmayan ve revize etmeğe çalıştığı bu Lizbon Stratejisi'ne karşın Türkiye'nin gerçek anlamda bir sanayi stratejisi maalesef halen oluşamamıştır. Ancak, Türkiye ile ilgili stratejiler hakkında aşağıdaki detaylarda bilgi beklenmektedir:
• Rekabet gücü ve ihracatı geliştirme • Finansmana erişim • Yatırımların desteklenmesi • Ar-Ge • Yenilikçilik ve teknolojik kapasitenin arttırılması • Kamu-özel sektör ve üniversiteler arası işbirliğinin desteklenmesi • Kalite ve verimliliğin arttırılması • Girişimciliğin ve KOBİ'lerin büyütülmesi • Vasıflı işgücünün arttırılması Gibi konularda bizim plan ve programlarınız hakkında bilgi vereceğiz. İşletme ve sanayi politikası esaslarında bugün somut olarak elimizde 9'uncu Kalkınma Planı (2007-2013), orta vade programı (2006-2008) ve yıllık program (2006) gibi politika belgeleri vardır. Bu doğrultuda, Türkiye büyük oranda AB işletme ve sanayi politikası esaslarını takip etmektedir.
İlerleme raporunda sayılan eksiklikler
İlerleme raporunda da değinildiği üzere: KOBİ tanımında müktesebata uyum sağlanmıştır! • Türkiye'nin, Küçük İşletmelere Yönelik Avrupa Sözleşmesi'ne uyumlu KOBİ stratejisi bulunmaktadır. Tüm Türk kuruluşları için ortak bir KOBİ tanımı yapılmıştır. Bu alanda, ciro ve mal varlığı tavanlarının düşüklüğü dışında, müktesebat ile uyum sağlanmıştır. Başvuru işlemleri basitleştirilmiştir. • KOBİ'lere devlet bankalarınca sübvanse edilen krediler verilmektedir. Kredi garanti sistemi ve mikro-kredi sistemi aksamaktadır! Esnaf ve sanatkârlara yönelik kredi garanti sistemi ile mikro-kredi sistemi henüz somut sonuçlar vermemiştir. Borçlar Kanunu, İcra İflas Kanunu gibi geç ödemeyle ilgili mevzuat AB ile uyumludur ama uygulamada boşluklar ve şeffaflık eksikliği vardır. • Türkiye'nin hâlihazırdaki mevzuatı ("Borçlar Kanunu", "Ticaret Kanunu", "Yasal Faiz ve Gecikme Faizi Kanunu" ve "İcra ve İflas Kanunu" da dahil olmak üzere) ticari işlemlerde geç ödemeyle mücadele konusundaki AP ve Konsey'in 2000/35/EC sayılı direktifiyle uyum içerisindedir. • Ancak, özellikle kapsam, tanımlar ve ödeme sürelerine ilişkin boşluklar ve şeffaflık eksikliği bulunmaktadır. Bilim ve araştırmada sadece orta vadede bir strateji saptanmıştır. • Bilim ve Araştırma Yüksek Kurulu oluşturulmuş ve Bilim ve Araştırma Ulusal Stratejisi (2005-2010) kabul edilmiştir. Sektör bazında stratejiler çıkarılamamıştır! Yine raporda da aktarıldığı üzere; belirli alanlarda, sektör bazında politika çerçevesi ve uygun danışma mekanizmaları oluşturulması için kanunlar kabul edilmiştir. Ancak sektör bazmda stratejiler bulunmamaktadır. • Türkiye uygun sektörel politika önlemleri almak için yeterli kapasiteye sahiptir. Ancak Türkiye'nin rekabeti değerlendirme ve politika önlemlerinin tesirlerini değerlendirme kapasitesini iyileştirmesi gerekmektedir. Tarama toplantısında tekstil ve hazır giyime dair önemli noktaların altı çiziliyor 2008 Türkiye'yi bekleyen en önemli zorluğun ihracatta pazar payını korumak olduğu belirtiliyor. AB'deki pazar payını koruyabilmek (ki burada 2000 yılında toplam tekstil ihracatımızın yüzde 60.3'ünü tutan AB 25'in 2005'te payının yüzde 54'e düştüğünü, buna karşın konfeksiyon ihracatımızın aynı dönemde yüzde 69.4'ten yüzde 75'e çıkarak daha bağımlılık kazandığı vurgulanıyor) ve iki zorlayıcı noktaya dikkat çekiliyor 1) AB'nin ticaret politikaları. 2) Türkiye'nin rekabet avantajının düşük maliyetlerde olmadığı. Türk tekstilinin, TÜBİTAK, KOSGEB, EXİMBANK gibi birçok kurumdan desteğinin olacağına dikkat çekliyor. Bu ayrıntılı tarama sırasında Komisyon ek sorular sormuş ve cevapları Türk tarafından verilmiştir. Bunların önemli olanları:
1) Sanayi politikası hükümetiniz için ne derece önemli bir öncelik?
2) Ekonominizin ve sektörlerinizin rekabetliliğine dair araştırma yaptırıyor musunuz? Varsa sonuçları nelerdir? Asıl sorun da bu noktadadır. TÜRKİYE'NİN REKABETLİLİĞİNİ AB DEĞİL, TÜRKİYE ÇÖZER
Türkiye'nin aslında müktesebata uyum zorluğu yok; daha çok rekabetliliğe uyum için gerçek yol haritasına ihtiyacı var. YANİ, "AB ÜYELİĞİ İLE SEKTÖRLER BAZINDA, ETKİ RAPORU"ndan YOLA ÇIKARAK GERÇEK BİR SANAYİ POLİTİKASI... Bu da siyasi iradenin gerçekleştireceği bir nokta, AB tarafından isteyeceğimiz bir konu değil.
Kıssadan hisse: Üyelik Türkiye'nin ne sektörel rekabetlilik sorununu, ne cari açığını, ne işsizliğini çözer... Ülkenin akıla ve halkın bütününü saran bir üretim politikasına ihtiyacı var. Türkiye, AB üyeliği gibi bir küçük hedefe sıkıştırılmamalı, ülkenin yapısına ve bekasına uygun üretim ve kalkınma hedefleri ile çoşturulmalı...
|
|
| Son Güncelleme ( Salı, 20 Şubat 2007 ) | |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


