Tekstil İşveren Dergimiz
Editör'den
Bizden Haberler
Güncel
Ayın Konusu
Tekstilin Kaleleri
Gündem
Ekonomiye Bakış
AB Penceresinden
Araştırma
Euratex'den Haberler
Çerçeve Programı
Global Pazar
Ülke Raporu
Çevre
Tasarım Dünyası
Söyleşi
Seminer
Fuar
Üyelerimizden
English Summaries
Detaylı Arama
Hava Durumu
Dünya tekstilini yönetenler 'yatırıma devam' diyor PDF Yazdır E-posta
DERGİ - Ayın Konusu
Yazar TÜTSIS   
Cuma, 16 Mart 2007
image-07aTürkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası'nın düzenlediği "2008 Sonrası Türk Tekstil ve Hazır Giyim Sektörü: Tehditler ve Fırsatlar" konulu uluslararası seminer 9 Şubat tarihinde Hyatt Regency Hotel'de yapıldı. Seminerde sektörün ikinci plana itilmesinin en büyük "tehdit", geleceğe dönük yapılacak yatırımların ise en büyük "fırsat" olacağı görüşü ağırlık kazandı. Türkiye'deki "tekstil demode oldu" söylemlerinin aksine toplantıda söz alan uluslararası tekstil örgütlerinin temsilcileri dünyada tekstile yapılan yatırımların büyüklüğünü yaptıkları sunumlarla gözler önüne serdiler. Uluslararası kurum ve kuruluşların temsilcileri Türkiye'nin pazardaki konumuna dikkati çekerek, "Tekstili kenara itmeyin" tavsiyesinde de bulundular. 2008 yılı sonunda Uluslararası Tekstil Üreticileri Federasyonu'nda (ITMF) başkanlık görevini devralacak olan Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası Başkanı Halit Narin ile ITMF Başkanı Walter Simeoni'nin güçbirliğine de sahne olan seminerin açılış konuşmasını, Narin yaptı.

Narin: Tekstil ihmal ediliyor

Toplantının amacının fikir alışverişi olduğunu belirterek sözlerine başlayan Halit Narin, grip olduğunu ve bu nedenle konuşması sırasında zaman zaman öksürebileceğini belirterek, "Tekstilci olarak bugünlerde bizi devamlı öksürtüyorlar" dedi. Narin ardından da seminer programında açılış konuşması yapması beklenen ancak toplantıya katılmayan Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'e bu tutumundan dolayı sitem etti.
Kürşad Tüzmen'in tekstil yatırımcılarına da biraz zaman ayırmasını istediklerini ifade eden Halit Narin, tekstil sanayinin, dünyanın vazgeçilemez bir sektörü olduğunu vurguladı. Narin, "Sayın Bakan'ımız gelemedi. Değerli bir arkadaşını yollamış... Kendilerine mesailerinde her zaman muvaffak olmasını temenni ederiz ve bu mesaileri arasında da zaman zaman Türkiye'nin medarı iftiharı tekstil yatırımcılarına biraz zaman ayırmasını istiyoruz" dedi.
image-08a Narin, "Görülüyor ki Türkiye'de tekstilin ve tekstil sanayicisinin değerini ve yapmış olduğu işleri küçümseyen ve hatta bu arak bitmiş bir sanayidir' diyen bir mantalitenin geliştiği ve geliştirildiği ortamı senelerdir yaşamaktayız" dedi.
Ticaretin zor ama gelip geçici olduğunu söyleyen Narin, "Ama sanayici adam gelip geçici değildir. Tekstilci sürekli mücadele eder. O yüzden tekstil sanayicisinin yaptığı işi küçümsemeyin. 'Bu iş bitti' diyen bir mantalite var. Oysa Çin'de tekstile ne büyük yatırımlar yapıldığını gördüğümüzde 'yanılmışız' diyeceğiz. İçimizde çıplak olan var mı? Doğduğumuzda tekstilin varlığıyla sarıldık, giderken de sarılacağız. Çin bütün heyecanıyla ve yatırımlarıyla bu yolda devam ediyor. Böyle bir ortamda bu işin yanlış olduğunu söyleyerek tekstile Türkiye'nin yaptığı 150 milyar dolarlık yatırımı hiçe sayarak bu işin ticaret tarafına ağırlık vermek yanlıştır" dedi.
Halit Narin, "Çok güzel büyüyen, Türk ekonomisi içinde hiç bahsedilmeyen, ikinci plana atılan bir tekstil sektörü var. Dengeli bir yaklaşım yok" diye konuştu. Tekstil sanayinin, çok büyük bir çalışma kapasitesi ve döviz girdisi sağladığını ifade eden Narin, şunları söyledi: "Türkiye ekonomisinin temeli olan bu sektörün sahibi Sayın Başbakan da olmazsa hiç kimse değildir. Arada Sayın Başbakana arz ettiğimiz problemlerin dışında bizim problemlerimizle yakından alakalı olan bir yakınlaşmayı hemen hemen görememekteyiz. Türkiye'de herkesin bu konuda düşünmesi gerekir. Bir evladınızı severken öbür evladınızı dışarı atamazsınız, büyüğün yerine küçüğü başa oturtamazsınız. Büyük olan tekstil sanayine 'eski, demode' olmuş diyemezsiniz. Ailenin büyüğüne, 'küçük vardır' diye ikinci plana itip saygısızlık edemezsiniz. Çin bu kadar atılım yaparken, tekstili ihmal etmeden yapıyor. Bugün Türkiye'de tekstilin durumu kargaşa içindedir. Burada düşündüğümüzü seslendirmeyi amaçlayan bir fikir kompozisyonu içinde bir araya gelmemiz gerekiyor."
Bugün tüm dünyanın tekstile yatırı-mı konuştuğunu belirterek, "Bir ülkede tekstil sanayi varsa konfeksiyonu her ülkede yapabilirsiniz. O yüzden her yere taşınabilen hazır giyime bel bağlayamazsınız" dedi.
Halit Narin, işçi teşkilatlarını "Sanayici niye yatırım yapmıyor, niye daha büyük işlere girmiyor" kavgasında göremediklerini ifade ederek, "Bizim Anka-ra'ya gidecek vaktimiz yok. Gidip peşinde koşup menfaat temin edelim. Ankara'da ne işimiz var?" diye konuştu.
Kimsenin arkasında olmadıklarını, hükümetlerin yanında bulunduklarını belirten Narin, hükümetlerin bir tekstil sanayi politikası olması gerektiğini savundu. "Taşlar oynatılmamak" diyen Narin, konuşmasını tamamlarken de salonda bulunan DİSK Başkanı Süleyman Çelebiye hitaben, "Seni hep eskiden meydanlarda görürdük. Şimdi hiç meydanlarda göremiyorum. Herhalde ayakkabı sıkıyor" diye espri yaptı.
 
image-09aDamlacı: 2008 sonrası rekabet artacak
Halit Narin'in ardından kürsüye gelen Dış Ticaret Müsteşarlığı AB Genel Müdürü Cemalettin Damlacı da tekstil ve konfeksiyonun, dünyada en çok küreselleşen sektörlerden biri olduğunu vurgulayarak "Sektör önemini korumaya devam ediyor" dedi. Sektörün ihracatının geçen yıl 20 milyar dolar seviyesine ulaştığına dikkat çeken Damlacı, "Ancak Çin'e karşı kota konulmasına rağmen 2008 sonrası rekabet daha da artacaktır. O yüzden 2007 yeniden yapılanma yılı olmalı. Moda ve marka yaratma konusunda çalışmalar yapmalıyız" dedi.
Damlacı ihraç birim fiyatlarında geçen yıllara göre artış olduğunu da belirterek, "Bu da artık daha kaliteli ve katma değeri yüksek ürünler ihraç ettiğimizi gösteriyor" diye konuştu. Damlacı ayrıca ABD ve AB ülkelerindeki büyük markaların yöneldikleri Uzakdoğu'dan vazgeçerek yeniden Türkiye'ye yöneldiklerinin de altını çizdi.
Damlacı sektörün gelişmesi için Turquality fuar ve mağaza desteği gibi birçok teşvikler verdiklerini de belirterek, "Ayrıca İstanbul Moda Fuarı ile sektörün artık trent belirleyen konuma geldiği de ilan edilmiştir" diye konuştu.
 
Güngör: Vitrinler her ay değişecek
Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası İkinci Başkanı ve Sabancı Holding Tekstil Grubu Başkanı Yakup Güngör seminerde, "Türk tekstilinin geleceği ve geleceğin tekstilinde Türkiye'nin rolü" başlıklı bir sunum yaptı. Güngör sunumunda sektörde gelecek yapısını belirleyen trentler içerisinde yer alan "fast fashion-hızlı moda" kapsamında yılda 2 değil, 12 koleksiyon yer alacağını, vitrinler ve rafların her ay değişeceğini ve minimum riskin olacağını söyledi.
Güngör, gelecek trendleri arasında saydığı "yeni ikmal modeli" kapsamında, yüksek katma değerli tekstil ve konfeksiyon üretim tesislerinin ya tüketici pazarının içinde ya da yakın coğrafyada bulunmak zorunda olduğunu ifade etti. Tüm üretimi tek bir ülkede olan üreticilerin uluslararası rekabette güç kaybedebileceğini kaydeden Güngör, iş hacminin en az yüzde 20'sinin bölgesel, yakın coğrafyalarda üretilerek dengeli bir "ikmal matriksinin" tercih edileceğini söyledi. Bu tercihin zorunlu olduğunu söyleyen Güngör, sadece fiziksel ve maliyet amaçlı değil aynı zamanda hız/lojistikliğini belirten Yakup Güngör, bu değişimin daha da devam edeceğini söyledi. Güngör, "Alt segment (büyük miktar/ucuz fiyat) ile üst segment (prestij/lüks) büyüyor. Alt segment perakendecileri (Wall Mart, Tesco vb) üst markalar yaratıyor. Üst segment perakendecileri de (Armani, Boss vb.) daha düşük fiyatlı alt markalar yaratıyor" dedi. Güngör, perakende işindeki birleşme ve satın almaların tekstil sektörünü de etkileyeceğini de belirterek "Hedef pazar diyebileceğimiz 5-6 ülke var. Bu ülkelerde de 5-6 hedef müşteri var. Tüm dünya bunlara mal satmaya çalışıyor. Bunlar da tedarikçi sayısını azaltmak istiyor. Bu yapı tekstil ve konfeksiyon için de birleşme, satın alma ve stratejik işbirliği gibi yollarla konsolidasyonu kaçınılmaz kılıyor" dedi. Çin, Hindistan, Rusya ve benzeri bazı ülkelerin markalı, katma değeri yüksek, fiyatı yüksek, lüks ve prestij ürünler için büyüyen pazarlar olduğunu da ifade eden Yakup Güngör, "Çok yakın gelecekte bu ülkelerde talebin büyüme hızı, üretimin büyüme hızını kat kat geçecek" dedi. Güngör "Yeni dünya düzeninde fark yaratarak kendilerini fiyat bazlı rekabetin dışına taşıma kabiliyetine sahip olan tedarikçiler yaşamlarını ve başarılarını sürdüreceklerdir. 2005'in öğrettiği en önemli derslerden biri, fiyat her şey değildir. Türkiye, artık maliyet ve fiyat lideri değildir ve olmayacaktır" dedi. Güngör liderlik alanları olarak saydığı maliyet /fiyat, yaratıcılık, inovasyon, moda içeriği, performans/fonksiyon, hız, esneklik, kalite, güven, istikrar, lojistik ve hizmet/komünikasyon alanlarından en az üçünde lider olan ülke ve şirketlerin başarılı olacağını kaydetti. Yakup Güngör konuşmasında, Türk tekstil ve konfeksiyoncusunun pazar olarak AB'ye odaklanması gerektiğini de belirterek, "AB'nin tekstil ve konfeksiyon ithalatı 150 milyar doların üzerindedir. ABD'ninki ise 90 milyar doların üzerinde. AB ağırlıklı olarak AB içinden ve yakın coğrafyadan, ABD ise Asya ve Güney Amerika'dan ürün alacaktır. Bu yüzden pazar olarak AB'ye odaklanmak. Fiyat bazlı rekabetin dışına çıkmayı başarmalıdır. Mutlaka fiyat dışında sürdürülebilir rekabet avantajları kazanmalıdır. Stratejik konumumuz yakınlık avantajıyla, katma değeri yüksek ürünlerde Avrupa'nın en önemli, lider tedarikçisi olmalıyız" dedi.image-10a
Yakup Güngör, kişi başına yıllık giyim harcamasının ABD'de 520 Euro, AB'de 800 Euro, Japonya'da 700 Euro, Çin'de 32 Euro ve dünya ortalamasının 129 Euro olduğunu belirterek, giyim harcamasının milli gelire oranının ABD'de yüzde 1.3 ve AB'de yüzde 2.6 olduğunu da bildirdi.
 
ITMF Onursal Danışmanı Dr. Herwig Strolz:

"Tekstilde dengeler dramatik şekilde değişti" 

Sendikamız tarafından düzenlenen seminerde konuşan Uluslararası Tekstil Sanayicileri Federasyonu (ITMF) Kıdemli Danışmanı Dr. Herwig M. Strolz ise tekstil sektöründe dengelerin dramatik bir şekilde değiştiğini söyledi. Seminerde "Tekstil Sektöründe Sanayileşme Perspektifleri" başlıklı bir sunum yapan Dr. Strolz 1900'lerde dünyadaki tekstil ve dokuma üretiminin yüzde 40'ı İngiltere'deyken, şimdi bu payın Çin'e geçtiğini söyledi. Dr. Herwig Strolz konuşmasında dünyada tekstilde yaşanan gelişmeleri satırbaşlarıyla şöyle özetledi:
• 2004 yılında Uluslararası Tekstil Sanayicileri Federasyonu ITMF kuruluşunun 100. yılını kutlamıştır. 1913 yılında, Birinci Dünya Savaşının başlamasından kısa bir süre evvel, ITMF ilk defa olmak üzere dünyada kurulu iplik kapasitesi hakkında verileri yayınlamıştır. O sene yani 1913'te faal durumda olan 130 milyon iğin yüzde 70'i (90 milyon iğ) Avrupa'da, yüzde 25'i ABD'de ve kalan yüzde 5'i ise Asya'da kurulu idi. Sadece İngiltere'de kurulu bulunan 50 milyon aktif iğ toplam dünya kapasitesinin yüzde 40'ını oluşturmaktaydı. 90 yıl sonra, durum daha dramatik bir şekilde değişemezdi. Halen birkaç seneden beri İngiltere'de tek bir pamuklu iğ dahi çalışmamaktadır.
• 2004 yılı sonunda Batı Avrupa'da kurulu iğ sayısı 4.3 milyon iğ olmuştur, bu rakam Türkiye'nin tek başına 6.3 milyon iğlik kapasitesinden yüzde 25 daha düşüktür. Ancak dünya tekstil sanayii imalatında baskın güç oluşturan ülke Çin olmuştur. Çin'de 2001 yılında 35 milyon iğ kurulu bulunduğu bildirilmiştir, bu rakam 2002 yılında 49 milyona, 2003 yılında 59 milyona, 2004 yılında 67 milyona yükselmiş ve 2005 sonunda 80 milyon adet iğ seviyesine ulaştığı tahmin edilmektedir. Çin'in dünyada kurulu toplam iğ kapasitesi içindeki payı yüzde 40'ın üzerinde olup, geçen yüzyılın başında İngiltere'nin sahip olduğu konumun ötesine geçmiştir.
•  Yeni kotasız ticaret çağında ilk 25 ay geçmiş bulunmaktadır. 2005'den sonra tekstil ve konfeksiyon ticareti, kota sınırlamaları veya ticaret anlaşmalarından ziyade rekabetliliğe dayalı olarak şekillenecektir. Uluslararası alanda ticareti yapılan tekstil mamuUerinin büyük bir bölümü temel ürünlerden oluştuğu için, fiyat esaslı bir rekabet unsuru olmaya devam etmektedir. Bu nedenle büyük perakendeciler tüm dünyada üretim maliyeti daha düşük üreticileri aramaya devam etmektedirler. Güçlerini dışarıdan tedarik stratejisi üzerine inşa etmiş olan GAP, The Limited, Nike, Benetton, image-11aWal-mart, JC Penny ve diğer büyük perakendeciler ve dağıtıcılar bu grubun bir parçasıdır. Bu firmalar sadece sayısal açıdan değil ancak ticaretini yaptıkları tekstil hacmi acısından pazara açık bir şekilde hakim olmaktadırlar. Diğer bir rekabet faktörü ise çabuk cevaplamadır. Çabuk cevaplama stratejisini benimseyen perakendeciler, ürünlerini uzak ülkelerdeki fabrikalardan tedarik etmek yerine genel olarak yakın ülkelerdeki imalatçılarla çalışmaktadırlar.
•  Tekstil imalatının gelecekte hangi ülkelerde yapılacağı, büyük ölçüde konfeksiyon ticaretine dayalı olarak belirlenecektir. 1980'den 2004'e kadarki 24 yıl içerisinde uluslararası konfeksiyon ticareti yüzde 535 büyümüştür, tekstil ticareti yüzde 373 ile daha düşük bir büyüme göstermiştir.
•  Çin'in Batıya konfeksiyon ihracatı son birkaç yılda düzenli olarak ve bilhassa 2005'te güçlü bir şekilde artış göstermiştir. 2004 yılında dünya elyaf tüketiminin yüzde 38'ini gerçekleştirmiş olan Çin en büyük tekstil ekonomisine sahiptir. Günümüzde en büyük tekstil ve konfeksiyon ihracatçısı ve en büyük pamuk ve insan yapısı elyaf üreticisidir.
• Çin'in global tekstil pazarındaki başarısı, kalkınma stratejisine rekabet gücünün en yüksek olduğu konfeksiyon imalatı ile başlaması gerektiğinin erkenden anlaşılmasına dayalıdır. Konfeksiyon imalatında Çin'in düşük işgücü maliyeti engellenemeyen bir avantaj sağlamaktadır.
•  1988 yılında, Deng reformlarının gerçekleştirilmesinden 10 yıl sonra, Çin'in konfeksiyon ihracatı tekstil ihracatı ile aynı seviyeye ulaşmış, ondan sonra konfeksiyon yüksek bir performans sergilemiştir, 1990'dan 2004 yılına kadar 14 yıl içerisinde yüzde 540 ihracat artışı kaydetmiştir.
• 2000-2005 arasında son 6 yıllık yatırımlara bakıldığında, Çin'in kısa bir süre içerisinde global tekstil makineleri yatırımlarında baskın bir güç olduğu görülmektedir. Mekiksiz dokuma tezgahlarında, 2004 yılındaki toplam yatırımların yaklaşık 3/4'ünü, tekstürizasyon makinelerinde 2004 ve 2005'te tüm dünya sevkiyatinın yüzde 86 ve yüzde 84'ünü, rotor iplikçilikte 2003 ve 2005'te sevk edilen tüm rotorların 2/3'ünden fazlasını Çin tek basma almıştır. Ring iplikçilik alanında ise, Çin 2000 ve 2002 yıllarında Hindistan'ın ardından ikinci en büyük yatırımcı iken, 2003'ten 2005'e kadarki son 3 yılda tartışılmaz lider konumuna yükselmiştir, 2004 ve 2005 yıllarında dünya toplam ring iğ yatırımlarının 2/3'ünü Çin tek başına gerçekleştirmiştir.
• Dünya Ticaret Örgütü DTÖ'nün ticaret istatistiklerine bakıldığında, Çin'in ardından ikinci en başarılı tekstil imalatçısı ülke olarak Türkiye gelmektedir. Türkiye'nin toplam tekstil ve konfeksiyon ticareti 1980 ile 2004 arasında 474 milyon dolardan 17 milyar 621 milyon dolara çıkarak yüzde 3.618 oranında büyüme gerçekleştirmiştir. Türkiye'nin üretim kapasitesi açısmdan gelecekteki rekabet savaşmda yerini daha iyi değerlendirmek için, 2000-2004 arasmda iplik ve dokuma sektörlerinde en önemli 5 yatırımcı ülkeye bakılması gerekir.
• Global ring iğ yatırımlarında, dünya toplamının yüzde 48'ini Çin, yüzde 14'ünü Hindistan, yüzde 11'ini Pakistan, yüzde 6'sını Türkiye ve yüzde 3'ünü Bangladeş oluşturmaktadır. Dokuma sektöründe ise, 2000-2004 arasmda tüm mekiksiz dokuma tezgahlarının yüzde 67'sini Çin tek başına almıştır. Çin'i yüzde 4.4 ile Türkiye, yüzde 3.5 ile İtalya, yüzde 2.4 ile Tayvan ve yüzde 1.9 ile Kore takip etmiştir.
•  Hem iplik hem de dokuma sektöründe en büyük 5 yatırımcı ülke sıralamasında, Çin'le birlikte yer alan diğer ülke Türkiye'dir ve bu nedenle gelecek yıllarda uluslararası arenada yerini korumak için mükemmel bir konumda olduğu görülmektedir.
 
Uluslararası Pamuk İstişare Komitesi (ICAC) İcra Direktörü Terry Townsend:

"Pamuklu ürünlerdeki gelişme Türkiye'ye de yarayacak"

Seminerde konuşan Uluslararası Pamuk İstişare Komitesi (ICAC) İcra Direktörü Terry Townsend, halen dünyada 26 milyon ton civarında olan pamuk tüketiminin yıllık ortalama yüzde 3 artışla 2020'de 39 milyon tona ulaşacağı tahmininde bulunarak, fiyatlardaki düşüşün de etkisiyle pamuklu giysilere talebin artacağını söyledi. "Uzun vadede pamuğun geleceği çok parlak" diyen Townsend, Türkiye'nin de konumu itibariyle her yıl gelişen pamuklu tekstil ürünlerinden çok büyük pay alacağını söyledi. Seminerde "Pamuk Tüketimi ve Pamuk Fiyatlarının Uzun Vadeli Görünümü" konulu bir sunum yapan Townsend'in pamukla ilgili dikkat çektiği hususlar şöyle:
image-13a •  2004/05 döneminden beri dünya pamuk üretimi 25-26 milyon ton arasında seyretmektedir, bu seviye geçen 10 yıllık dönem ortalaması olan 20 milyon tona göre önemli derecede yüksektir. Bu durum geçmişe göre pamuk fiyatlarının önemli derecede düşmüş olmasına rağmen gerçekleşmiştir.
•  Uluslararası pamuk fiyatları için bir ölçü oluşturan Cotlook A İndeksi mevsim ortalaması, geçmişteki 25 mevsim süresince ortalama olarak 74 sent iken, 1998-99 üe 2005/06 arasında ortalama 55 sent olmuştur.
•  Yapısal faktörler pamuk üretimini harekete geçirmektedir. Yüksek verimli Sincan (Çin), Mato Grosso (Brezilya) ve Güneydoğu Anadolu'daki (Türkiye) yeni pamuk ekim alanlan genişlemektedir ve 1990'ların ortalarından beri dünya pamuk üretiminin artmasına önemli derecede katkıda bulunmaktadır. Genetik mühendisliği dahil olmak üzere, teknolojideki gelişmeler ile en etkin üreticilerin üretim maliyetleri azalmakta ve bu suretle dünya pamuk arzını desteklemektedir. 2004/05 mevsiminde, dünya pamuk üretim alanının tahmini yüzde 36'sında biotech çeşitleri ekili bulunmaktadır ve bu dünya pamuk üretiminin yaklaşık yüzde 45'ine karşılık gelmektedir.
image-13b • 2005/06 mevsiminde pamuk fiyatlarındaki hafif artış, pamuk ekim alanının yüzde 0.6 oranında artarak 34.1 milyon hektara ulaşmasına yol açmıştır. Birçok büyük pamuk üreticisi ülkelerde pamuk ekim alanının arttığı tahmin edilmektedir: Çin'de yüzde 7, Hindistan'da yüzde 3, Brezilya'da yüzde 21 ve Türkiye'de yüzde 17 araş olmuştur. ABD'de ekili alanın yüzde 7 arttığı, ancak bazı eyaletlerde nem yetersizliği nedeniyle mahsul alınan alanın yüzde 8 azaldığı tahmin edilmektedir. Dünya pamuk ekim alanının 2007/08 mevsiminde yüzde 1 artışla 34.5 milyon hektara ulaşacağı beklenmektedir.
•   2006/07 mevsiminde en büyük dört pamuk üreticisi ülkenin ikisinde üretim artış göstermiştir: Çin'de yüzde 18 ve Hindistan'da yüzde 11 artış olmuştur. Pakistan'da ise üretim sabit kalmıştır. ABD'de ise pamuk üretiminin yüzde 9 düşerek 4.7 milyon ton olduğu tahmin edilmektedir. En büyük dört pamuk üreticisi ülke 2006/07 mevsiminde dünya pamuk üretiminin yüzde 72'sini oluşturmaktadır.
•  Sanayide global pamuk kullanımı 2004/05 mevsiminde tahinini yüzde 8 artışla 23.4 milyon tona ve 2005/06'da yüzde 6 artışla 24.8 milyon tona ulaşmıştır. Global pamuk tüketimindeki artışı ekonomik büyüme, ticaret kuralları, destekleme ve elyaf fiyattan etkilemektedir.
•   2004/05 mevsiminden itibaren uluslararası polyester fiyattan pamuk fiyatlarından daha yüksek gerçekleşmiştir, bu durum dünya pamuk kullanımını desteklemeye devam edecektir. Dünya pamuk fiyatlarında 2006/07 ve 2007/08 dönemlerinde artış projeksiyonu ve dünya ekonomik büyümesinde olası bir düşüşün, gelecek iki mevsim boyunca dünya pamuk kullanımı artış hızını yavaşlatacağı tahmin edilmektedir. Dünya pamuk tüketiminin 2006/07'de yüzde 4 ve 2007/08'de yüzde 2 oranında artması öngörülmektedir.
• Global pamuk kullanımındaki artışın büyük bir bölümü 2003/04 döneminde Asya'da gerçekleşmiştir. Çin, Hindistan ve Pakistan'da toplam pamuk kullanımı 2003/04'teki 12.3 milyon tondan 2005/06'da talimini 15.6 milyon tona yükselmiştir, 2006/07'de ise 16.9 milyon tona ve 2007/08'de 17.6 milyon tona yükselmesi beklenmektedir. Söz konusu üç ülkenin pamuk kullammının 2006/07'de global pamuk kullanımının yaklaşık yüzde 65'ine karşılık geldiği görülmektedir.
• Son yıllarda dünya pamuk kullanımının ardındaki itici güç Çin'dir. Tekstil ihracatı ve yurtiçi tekstil tüketimindeki önemli artışlar, Çin tekstil sanayiinin büyük ölçüde büyüme kaydetmesine yol açmıştır. Çin'de pamuk kullanımı 2004/05'te tahmini yüzde 14 ve 2005/06'da yüzde 17 artarak 9.6 milyon tona yükselmiştir. Bu rakam toplam dünya pamuk kullanımının yaklaşık yüzde 40'ına karşılık gelmektedir. Çin'de pamuk tüketiminin büyümeye devam etmesi ve 2006/07'de yüzde 9 artışla 10.5 milyon ton'a ve 2007/08'de yüzde 4 artışla 10.9 milyon tona ulaşması beklenmektedir.
•  Dünya pamuk tüketimine ilişkin olarak yapılan projeksiyonda, yıllık ortalama yüzde 3 oranında büyüyerek 2010 yılında 29 milyon tona ve 2020'de 39 milyon tona ulaşması öngörülmektedir. Pamuğun uzun vadede büyüme oranı yüzde 2'dir, ancak reel olarak düşük pamuk fiyatları, gelişmekte olan ülkelerde yükselen gelir seviyesi, modada rahat giyim tarzına yönelim ve kimyasal elyafların artan maliyetleri uzun vadede pamuk tüketiminde artışa sebep olacaktır.
• Dünyada tüm tekstil elyafları tüketimi 2005 yılında yüzde 3.6 oranında büyüme kaydetmiştir. Mevcut gelir ve fiyat projeksiyonlan, dünya tekstil elyaf tüketiminin 2006 ve 2007de yıllık yüzde 3.1 oranında artacağını öngörmektedir. Pamuğun tüm tekstil elyaflan içerisinde pazar payının bu yıl ve gelecek yıl yüzde 40'ın üzerinde seyretmesi beklenmektedir.
•  Pamuk fiyatları 2003 yılında ABD pazarlarında polyester fiyatlarının üzerinde iken, 2004 (62 sent) ve 2005 (55 sent) yıllarında pamuk fiyatlan hızla düşüş göstermiş ve polyester fiyatlarının altina inmiştir. Haziran 2006'da, ABD pazarında pamuk fiyatları polyester fiyatlarına göre 10 sent daha düşük seviyededir.
•  Dünya kimyasal elyaf tüketimi 2005'te yüzde 0.8 artarak 34.3 milyon tona ulaşmıştır. Artışın büyük bir bölümünü selülozik olmayan elyaf tüketimi oluşturmuştur. Dünyada yün tüketimi ise 2005'te yüzde 1 artarak 1.2 milyon ton olmuştur. Tekstil mamulleri dünya tüketiminin 2006'da 61.6 milyon tona ve 2007'de 63.5 milyon tona ulaşması beklenmektedir.
•   Sanayileşmiş ülkelerde, tekstil mamulleri tüketiminin 2007'de yüzde 3.2 artışla 26.4 milyon tona, gelişmekte olan ülkelerde ise 2007'de yüzde 3 artışla 33.4 milyon tona yükselmesi öngörülmektedir.
 
Uluslararası Tekstil Sanayicileri Federasyonu (ITMF) Başkanı Walter Simeoni:

"Hükümet de destek verirse tekstilde yolunuz çok açık"

Uluslararası Tekstil Sanayicileri Federasyonu (ITMF) Başkanı Walter Simeoni seminerde yaptığı konuşmada "Türkiye her geçen gün ilerleme kaydeden bir yapıya sahip. Son dönemde Avrupa Birliği'ne 12 ülke daha katıldı. Ancak bu ülkelere kıyasla Türkiye çok daha başarılı işler yaptı" dedi.
Türkiye'yi öven Simeoni, Türkiye'nin konumundan ötürü stratejik bir bölgede olduğunu ve buna bağlı olarak Avrupa, Kuzey Afrika, Ortadoğu, Rusya ve Türk Cumhuriyetleri ile ticarette avantajlı olduğunu belirtti. Türkiye'nin ucuz işgü-cüyle ihracatını artıran ülkelere oranla daha güçlü olduğunun altını çizen Simeoni "Çünkü lojistik maliyetleriyle bu fiyat farkını kaldırabilen tek ülke olarak Türkiye görünmekte" dedi. Ancak Simeoni konuşmasında enerji başta olmak üzere Türkiye'deki maliyetlere de dikkat çekerek "Hükümet de desteklerse sürdürülebilir tekstil sanayinin yolu açıktır" dedi. Seminerde "Enerji: Büyük Sonuçlar Veren Küçük Girişimler" başlıklı bir sunum yapan Simeoni, konuşmasmda ağırlıklı olarak dünyanın gündeminde önemli yer işgal eden enerji sorununa değindi. Avrupa Birliğinin Kyoto anlaşması çerçevesinde sera gazı emisyonlarının azaltılması çalışmalarına gönderme yapan Simeoni, konu güneş enerjisi olduğunda Türkiye'nin son derece avantajlı bir konuma sahip olduğunu ve Amerikan menşeili güneş paneli kullanımın üretim maliyetlerinde yüzde 60'a varan azaltma sağlayacağını söyledi. Simeoni sunumunda firmaların enerji verimliliklerini geliştirmelerine yardıma olacak bazı pratik öneriler de sıraladı. Bu anlamda, işletmelerin mümkün olduğunca modern cihazların kullanımına yönelmeyi seçerek böylece, hem enerji sarfiyatını büyük oranda azaltacaklarını hem de genel maliyetleri büyük oranda düşüreceklerim dile getirdi. 2000 yılında 6.1 milyar olan dünya nüfusunun, 2004'de 6.4 milyar olduğunu ve 2024'de de 9 milyar olacağına dikkat çeken Simeoni "Dünyanın 134 milyar kilometre olan yaşanabilir alanında bir değişim olmayacağını düşünürsek enerji kaynaklarının paylaşımı için mücadele artacaktır" dedi. Simeoni, "Bu sebeple, dünyanın bir an önce alternatif enerji kaynaklan yaratması ve enerji tasarrufunu etkin bir şekilde hayata geçirmesi gereklidir" görüşünü dile getirdi. Türkiye'deki enerji yönetimi ve temiz enerji kullanımı hususlarında başarılı çalışmalar yapıldığını belirten Simeoni, Türkiye'nin 2010 yılına kadar 15 tane hidroelektrik santrali ve 22 tane daha baraj inşa etmeyi amaçladığını belirterek "Güneş enerjisi açısından da Türkiye'nin müthiş bir potansiyeli var. Bir güneş enerjisi yansıtıcısından 5.8 metreküp enerji üretilmesi mümkün. Türkiye, güneş ışığından faydalanma yoluna giderse çok avantaj elde eder. Artık daha az maliyetle hayata geçirilebilen güneş enerjisi terminalleri aracılığıyla, maliyet yüzde 60 oranında düşüyor. Bir başka enerji kaynağı ise jeotermal enerjidir. Tekstil ve giyim endüstrisi, bu açıdan, Türkiye'nin enerji hedeflerini, tasarruf aracılığıyla da gerçekleştirmesinde büyük rol sahibi olacaktır" dedi.
image-14a Zararlı enerji kaynakları olarak belirttiği diğer kaynaklar arasında karbon temelli petrol gibi enerji kaynaklarının yer aldığını belirten Simeoni, bu kaynakların rahat taşınabilmesi nedeniyle tercih edildiğini söyledi. Simeoni şunları söyledi: "Bununla birlikte; ısı kaynaklarının yanıcı etkileri ve sonundaki gaz emisyonları çevreye çok zararlı ve özellikle dünyamızın bitki örtüsüne ve hayvan ırklarına yönelik büyük bir tehdit içermektedir. Fosil yakıtları da sonu gelmekte olan enerji kaynağıdır ve dünya yüzeyindeki zararlı emisyonların yüzde 88'i bu gazlardan kaynaklanmaktadır ve dünyanın bitki örtüsü ve hayvan soyunu tehdit eder hale gelmektedir. Bu noktadan hareketle alternatif enerji kaynaklarının kullanılması ve güvenli enerji kaynaklarının geliştirilmesi gerekmektedir. Halihazırda alternatif enerji kaynaklarının kullanılması pahalı ve taşınması oldukça zordur. Sürdürebilir ve yenilenebilir enerji kaynaklan bulunan ülkeler ve bu kaynakların daha iyi üretilmesine ilişkin politikalar geliştiren ve daha temiz ulusal enerji kaynaklarının kullanılmasına ön ayak olan ülkeler önemli büyüyen ekonomiler haline geleceklerdir. Alternatif enerji kaynağı geliştiren ülkeler gelecekte varlığını sürdürecektir."

"Hükümetlerle sanayi arasında işbirliği şart"
Mevcut büyük enerji kaynaklarının mevcudiyetini sürdürülebilmesi için birtakım stratejiler geliştirilmesi gerektiğinin söyleyen Simeoni "Hükümetlerle endüstriler arasında işbirliği gerçekleşmelidir. İster tekstil, ister diğer sektörler; enerji yönetim politikalan başarılı işleyen ülkelerde, fayda sağlayacaktır" dedi.
Simeoni bu tespitleri sıralarken enerji maliyetlerinin tüm maliyetler arasındaki yerini de tekstil sektörü için şu şekilde açıkladı: "Enerji şu anda tekstil sektörünün, toplam cirosunun yüzde 5'i ile 15'ini harcamaktadır. Çalışanlar, şirket sahipleri ve yöneticiler enerji tasarrufuna odaklanmak zorundadır. Enerjide tasarruf edilmesine verilmesi gereken önemin herkes tarafından algılanması gereklilik arz etmektedir."
Simeoni "Enerji kaynağının maksimize edilmesinin yanında; bir diğer husus ise, sertifikalı enerji yönetimi konseptlerinin birleştirilmesi gereğidir. Dünya çapında imalat konseptlerini yakından takip etmek gerekir. Enerji tasarrufunun, enerji politikalarının iyileştirilmesinin ilk adımı ölçütlerin yapılmasıdır. Performansı ölçme zorunluluğu vardır. Türkiye'de enerji maliyetleri pahalı, elektrik oldukça pahalıdır. Dünyada, kilovat başına, 8-9 sent ödeyen ülkeler de var. Enerji tasarrufu açısından bir yol gösterilecek olursa; şirketler ya da tesisleri büyüdükçe, geliştikçe altyapıları görmezden gelinir. Üst yapılar geliştikçe, enerji maliyetleri artar ve enerji kaynaklarındaki kayıplar da o oranda artar. Bu yüzden, herhangi bir iyileştirme ya da geliştirme tesise eklenmesi söz konusu olduğunda, altyapının da güncellenmesi gerekmektedir" diye konuştu.
 
EURATEX Onursal Başkanı Filiep Libeert:

"Türkiye tekstilde başarılı işler yapıyor"

AB Tekstil ve Konfeksiyon Kurumu (EURATEX) Onursal Başkam Filiep Libeert ise seminerdeki konuşmasında Türkiye'nin tekstilde çok başarılı işler yaptığını söyledi. Serbest ticaret anlaşmalarının gelecek 5 yılda Avrupa, Amerika ve Japonya'ya avantajlar sağlayacağını da belirten Libeert, ucuz ithalatın AB tüketicisi için bir fayda sağlamadığını söyledi. Türk tekstil sanayii temsilcilerinin EURATEX'e büyük bir iş heyecanı ve şevk getirdiklerini ifade eden ve başta Halit Narin olmak üzere EURATEX başkanlığı süresince kendisine verilen destek için tekrar teşekkür ederek konuşmasına başlayan Libeert, yaptığı sunumda şunları söyledi:
•  Geçtiğimiz yıllarda destansı savaşları hep birlikte yaşadık. Muhakkak ki ATC Tekstil ve Konfeksiyon Anlaşmasının sona ermesi tekstil ve konfeksiyon sanayimizin tarihinde bir sınır çizgisi oluşturmaktadır, konu hakkında bilgisi olmayanlar liberalizasyondan bahsetmektedirler. Bu kelime daima iyi bir anlam ifade etmektedir, ancak ATC'nin sona ermesiyle tekstil ve konfeksiyon ticaretinin bir anda serbest hale geldiği gibi tamamen yanlış bir anlam vermektedir. Hepimizin bildiği gibi, böyle bir şey söz konusu değildir.
• Artık gelişmiş olan ülkelerde, tekstil ve konfeksiyon ticareti üzerinde Çin haricinde kota uygulaması kalmamıştır. Sanayileşmiş ülkeler, bir seri Amerikan gümrük tarifeleri ve belirli tarife dışı engeller haricinde diğer ülkelerden giren mallar için oldukça açık bir pazar niteliğindedir. Ancak bizim bu ülkelere ihracatımızın ne durumda olduğuna baktığımızda ise, Hindistan ve Çin gibi potansiyel olarak kazançlı pazarlara ihracat çabalarımızı engelleyen yüksek gümrük tarifeleri ve gittikçe artan tarife dışı engeller listesi karşımıza çıkmaktadır. Tekstil ve konfeksiyonda serbest ticaret bu mudur? Bence hiç değil.
• 30 Kasım 2006'da Brüksel'deki toplantımızda söylediklerimi tekrarlamak istiyorum. Ucuz ithalatın AB tüketicisi için bir fayda sağlamadığını, resmi rakamları kullanmak suretiyle ve çok açık bir şekilde ortaya koyabiliyoruz. Geçen 5 yıl içerisinde ithalat fiyatları yüzde 24 oranında düşüş göstermesine rağmen, tüketici fiyatları sadece yüzde 1'den daha az bir oranda düşüş kaydetmiştir.
• Kendi ulusal yetkililerimizin ve AB yetkililerimizin bazıları hakkındaki anlayışımıza da değinmek istiyorum. Söz konusu yetkililerin yaklaşımının spesifik olarak tekstil ve konfeksiyon sanayinin menfaatlerinin aleyhine olmadığını kabul etmemiz gerekmektedir. Bu hususta paranoya kurbanı olmamalıyız. Birçok başka imalat sektörü de yakın zamanda mevcudiyetlerini kendi ulusal ve AB otoritelerine haklı göstermek için çaba sarfetmek zorunda kaldıklarını ifade etmişlerdir. Karşı karşıya kaldığımız masraflı yasaları dikkate aldığımızda, bu yasaların hangi sektör olursa olsun hepimizi ve her bir firmayı etkileyeceği açıktır. REACH bu konuda ilk örneği oluşturmaktadır. Burada kirlilik, iklim değişimi ve enerji tasarrufu sorunlarının üstesinden gelmek için çaba sarf edilmesi gerektiğini hepimizin kabul etmesi gerekmektedir, ancak kör araçların aşırı zararlar vermeden doğru amaçları başarmaları pek nadirdir. Benzer şekilde, geçen yıl AB Komisyonu Başkanı Mandelson'un başlatmış olduğu, ticareti koruma araçlan, anti-damping ve anti-subsidy (anti-sübvansiyon) uygulamalarının gözden geçirilmesi, eğer imalatçılar yerine ithalatçılar ve tüketicilerin menfaatlerine çok daha fazla önem verildiği takdirde, haksız ticaret uygulamalarını düzeltme çabası içinde anti-damping uygulamasını kullanmak gereksinimi olan tüm sanayiler için önemli bir sorun oluşturmaktadır. Bu konuda tüm EURATEX üyelerinin desteğini alacak şekilde, açık ve ikna edici bir görüş ortaya koymak üzere çok çalışmaktayız.
•  Komisyon seviyesinde diğer bir önemli politika değişimi, geçmişteki tipik kalkınma modeli anlaşmalardan ekonomik gerekçeli serbest ticaret anlaşmalarına doğru bir yönelimdir. Bu yeni yaklaşımı olumlu karşılamaktayız. Güney Kore, Hindistan ve ASEAN bu konuda örnek oluşturmaktadır, hakiki serbest ticaret anlaşmaları olduğu takdirde, bizim kaliteli tekstil ve konfeksiyon mamullerimiz için önemli yeni pazarlar oluşturacaktır. Burada, Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliğini dikkate alarak, bu tür anlaşmaların AB'ye getireceği faydalardan Türkiye'nin hariç tutulmaması gerektiğini, Komisyon'a bildirmiş olduğumuzu ilave etmek isterim. Sanayi bu hususta, gümrük tarifelerinin düşürülmesinde simetri, tarife dışı engellerin kaldırılması, fikri mülkiyet haklarına saygı ve diğer hususlarda Komisyon'a net önerilerde bulunmuştur.
•  Çin'le yapılmış olan mevcut ikili anlaşma Aralık 2007'de sona erecektir. Tekstil gözetim tedbirleri ise bir yıl sonra 31 Aralık 2008'de sona erecektir. Bundan sonra DTÖ üyeleri kapsamında tekstil kotalan geçmişte kalan bir konu olacaktır ve haksız ticaret uygulamalarına karşı tek savunma aracımız anti-damping, anti-sübvansiyon ve gözetim tedbirleri olacaktır.
•  Yasal çerçevedeki değişim, tekstil ve konfeksiyon sanayinin korumacı zihniyetten tamamiyle uzaklaşıp, "Yeni Cesur Dünya" ile yüz yüze gelmesini gerektirecektir. Meslek örgütlerimizin, sizin burada Türkiye'deki teşkilatlarınız da dahil olmak üzere, üyelerinin gelecekteki büyüme ve refahı için onlara bilgi ve materyal sağlama çalışmaları olmalıdır. Ayrıca, verimliliği artırmazsak, yeni teknolojiler uygulamazsak, kendimizi yenilemezsek ve bu yeniliklerin doğru bir şekilde korunmasını sağlamazsak, önümüzde başka bir yol var mı?
• Brüksel'de bu konudaki çalışmalarımız olarak, Teknoloji Platformu, Stratejik Araştırma Gündemi, konfeksiyon teknolojisinde bir hamle teşebbüsü LEAPFROG, küçük ve orta ölçekli işletmelerde yenilik için finansman kaynakları araştırmamızı belirtebilirim. Ulusal seviyede ve AB seviyesinde yetkililere geleceği olan bir sanayi olduğumuzu göstermemiz gerekmektedir.
 
Avrupa Tekstil Terbiyeciler Birliği (CRIET) Genel Sekreteri Cees Lodiers

"Yenilikçiliğe önem vermeliyiz"

Sendikamızın düzenlediği seminerde söz alan ve Avrupa Tekstil Terbiyeciler Birliği (CRIET) Genel Sekreteri Cees Lodiers, "Tekstil sektörünün geleceğini güvence altna alabilmek için yenilikçiliğe çok önem vermemiz kaçınılmaz" dedi. CRIET'in ana faaliyeti olan ve tüm terbiyecileri ilgilendiren yıllık kongresinin bu yıl 24-27 Mayıs tarihleri arasında İstanbul'da yapılacağını dile getiren Lodiers, kongrenin ana temasının "yenilik geliştirme" olarak seçildiğini söyledi. 10-15 kişilik Çin delegasyonunun da kongrede hazır bulunacağını ifade eden Lodiers, kongrede Türk tekstil endüstrisinin ve üretiminin geleceği ile trendleri inceleyeceklerini söyledi.
CRIET'in yeni odak noktası olarak, tekstil endüstrisinin yenilikçi güçlerine bir platform oluşturabilme amacı güttüklerini belirten Lodiers, çalışma alanına Avrupa'da büyüme potansiyeli çok fazla teknik tekstilleri geniş ölçüde katma gayreti içinde olduklarını söyledi. "Avrupa Birliği devletleri içerisinde teknik tekstil yaklaşık tekstil sektörünün yüzde 30'una tekabül etmektedir" diyen Lodiers, teknik tekstil üzerinde faaliyet gösteren bir organizasyon olmayışı nedeniyle bu alanda faaliyet gösteren şirketlere yıllık kongrede bir platform sağlamayı amaçladıklarını belirtti.
Konuşmasında CRIET'in 1950'li yıllara dayanan geçmişiyle köklü bir kurum olduğunun altını çizen Lodiers, Türkiye'nin de 10 senedir aralarında yer aldığını söyledi. CRIET'in tekstil terbiye sektöründe faaliyet gösteren firmalar açısından son derece önem arzeden çevre mevzuatını ele aldığını belirten Lodiers, emisyon ve suya bırakılan atıklarla ilgili çalışmalar yaptıklarını, özellikle REACH ismiyle bilinen ve Haziran ayında yürürlüğe girecek Avrupa Kimyasallar Yasası'nı ve Ekim ayından itibaren yürürlükte olacak Avrupa Entegre Kirlilik Önleme ve Kontrol Yönergesi'ni (IPPC) yalandan takip ettiklerini belirtti.
Konuşmasında REACH'i de tanıtan Lodiers, "REACH, Avrupa Birliği'nin yeni kimyasal atıklar politikasıdır. Önümüzdeki birkaç ay içerisinde tamamlanacak ve yürürlüğe girecek olan REACH, bizim terbiye faaliyetlerimiz üzerinde büyük etki sahibi olacaktır" dedi. Mevzuatın, yüksek hacimli kimyasalların, yani yıllık 1 tonun üzerinde kimyasal atık bırakan ya da alımını yapan şirketlerin bu faaliyetlerini tasdik ettirmesini şart koşacak bir düzenlemeyi içerdiğini belirten Lodiers, "REACH, belirli kimyasal maddelerin ve boya malzemelerinin kullanılmasını da sınırlandıracak. Hatta tamamen ortadan kaldıracak" diye konuştu.
Lodiers, sadece çevresel olarak değil ticari olarak da daha düşük hacimli kullanılan kimyasallarda da büyük bir sınırlandırma olmasının beklendiğini söyledi. Lodiers "Önemli bir diğer nokta da REACH'in oldukça maliyetli bir sistem oluşu ve bu sebepten dolayı kimya endüstrisi bu tasdik ve onay sürecinin bir parçası olma konusunda çok istekli olmayacak olmasıdır. Belirli kimyasalların kullanımının sınırlandırılmasının, tekstil terbiyecileri için de fiyat artışı anlamına geleceği dile getirilmiştir" dedi.
Lodiers, CRIET olarak görüşlerinin, halihazırda ütopik de olsa REACH'in sadece Avrupa'da yürürlüğe girmesi değil küresel çapta da yürürlüğe girmesi olduğunu dile getirdi.
Lodiers, Ekim ayında IPPC yönergesinin de yürürlüğe gireceğini ve günlük 10 ton ya da fazla üretim kapasitesine sahip olan tesislerin havaya ve suya olan emisyonlarını sınırlandırmak zorunda kalacaklarının altını çizdi. Lodiers, Türkiye'nin Avrupa'nın çevresel standartlarını ve kurallarını çok yakından takip ettiği için IPPC'nin ve REACH'in faydalarından yararlanabileceğini ve söz konusu mevzuatları takip etmenin önemli olduğunu belirtti. Lodiers, CRIET olarak mevzuat takibine ilaveten kimyasal maddelerin fiyatları, enerji tüketimi, su, gaz ve hava emisyonlan üzerinde çeşitli araştırmalar yaparak bilgi topladıklarını ve tekstil terbiyecileri için bu verileri işe yarar hale getirdiklerini söyledi.
 
Avrupa Teknoloji Platformu-Tekstil ve Konfeksiyon Yönetim Konseyi Başkanı Dick Hendriks:

"Tekstilde parlak gelecek için Türkiye ile işbirliği yapmalıyız"

Avrupa Teknoloji Platformu-Tekstil ve Konfeksiyon Yönetim Konseyi Başkanı Dick Hendriks seminerdeki konuşmasında "Avrupa'daki tekstil sanayinin geleceği parlak gözükmektedir ve bu yüzden Avrupa Teknoloji Platformu fevkalade uygun bir ortamdır" dedi. Aynı zamanda dünyaca tanınmış 300 yıllık bir tarihe sahip Ten Cate firmasında da yönetici olan Hendriks "AB'de tekstil sektörü yenilikçi bir yapıya sahiptir. Mobil, hidrojen, kimya endüstrisi gibi sanayiler, tekstil sektörünün bir parçası olmak istiyorlar. Gelecek tekstil demektir. Tekstil sektörünün imajı çok önemlidir ve liderliği güçlendirilmelidir" değerlendirmesinde bulundu.
Avrupa'da tekstil sektöründe parlak bir gelecek inşa edebilmek için Türkiye ile sıkı işbirliği yapmanın gereğine inandığını da belirten Hendriks "Hem Avrupa tekstili, hem Türk tekstili birlikte işbirliği yaparak, güçlenmelidir. Avrupa ve Türkiye'nin birbirlerine ihtiyacı var. Bu yüzden Türkiye'deki tüm şirketler, Avrupa Teknoloji Platformuna katılmalı. AB'nin, şirketlere ve Türkiye'deki şirketlere, insanlara ihtiyacı var" dedi. Hendriks Türkiye'nin Avrupa için çok önemli bir ülke ve tekstil ve teknoloji açısından iyi bir alt yapıya sahip olduğunu da belirterek "Coğrafi konum olarak, Asya, Avrupa ve Ortadoğu'nun kavşak noktasında önemli bir noktada yer almakla kalmıyor, çalışan nüfusu fazla ve bu nedenlerle Türkiye, Avrupa için önemlidir" dedi.
Avrupa Birliği'nin de tekstil sanayinin öneminin farkında olduğunu söyleyen Hendriks "Katma değer getiren sanayilerin ne kadar vazgeçilmez olduğunun bilincindedir. Önümüzdeki 7 yılda 55 milyar Euro araştırma ve geliştirmeye ayrılmıştır" diye konuştu. Hendriks, AB Çerçeve Programlan'nın önceki yıllarda araştırmacılarla sanayiyi bir araya getirme konusunda yetersiz kaldığını ancak Avrupa'da bu eksikliğin fark edildiğini ve üstesinden gelmek için çaba harcandığını da söyledi. Bu çalışmalardan en etkin olanlarından biri de, AB Teknoloji Platformu'nun kurulması olduğuna dikkat çeken Hendriks "AB Teknoloji Platformu, yıllardır yapılan araştırma çalışmalarını en basit anlamda sanayinin en rahat kullanabileceği şekilde gerçekleştirmeyi hedeflemektedir" dedi. Hendriks "Tekstil sanayinin geleceğini görmek için vizyon belirlemek ve stratejiler planlamak yerinde olacaktır. Tekstilin geleceği doğru ve yerinde stratejilerle saptanabilir. Vizyon olmadan strateji yapmak mümkün değildir" derken AB Teknoloji Platformunda vizyonlarının beş konu üzerine oluşturulduğunu belirtti. Hendriks, bunlardan birincisinin güvenli ve rahat bir çevre oluşturulması olduğunu dile getirirken "Her şekilde, tekstile ihtiyaç vardır; AB'de tekstile ihtiyaç vardır, dünyada vardır" dedi.
Tekstildeki bir diğer vizyon olarak yenilikçilik kavramının altı çizen Hendriks, 2030'larda uçakların tamamen tekstilden üretileceğini ve havacılık sanayinde, tekstilden kaynaklı çok yenilikçi gelişmeler uygulanacağını belirtti. Tekstilin askeri malzemelerden veya futbol sahası suni çimine kadar çok geniş bir yelpazede kullanılabiliyor olmasının da bu sektörün önemini ortaya koyduğu dile getiren Hendriks, diğer vizyonları ise "doğal kaynakların etkin bir şekilde kullanılması ve çevrenin korunması" ile "yenilik geliştirmeyi sürdürülebilir kılmak" olarak saydı. Hendriks "Yaratıcılık her zaman önemini koruyacaktır. Üründen özel ürüne geçmek için çaba harcanacak ve bu konuya çok zaman ayrılacaktır. Tekstilin fonksiyon kazanması için çok önemli bir husustur. Tekstil öyle önü açık bir sektördür ki, inanılmaz ürünler yapılabilir ve ürünler teknik uygulamada kullanılabilir. Tekstil ve hazır giyim konusunda akıllı kumaş, akıllı tekstil üretilmesine geçilmiştir. Kitlesel üretim yapmak için ise, özellikle giyim, moda sanayiinde yeni tasarımlar, yeni teknolojiler ve yeni yaşam döngüsü dikkate almak gereklidir" dedi.
Farklı bir konu olarak konuşmasında enerji maliyetlerinin yüksekliğine değinen Hendriks, tekstil sektörü açısından bunun önemli bir sorun olduğunu dile getirdi. Avrupa'da, ucuz enerji kaynağı konusunda çok büyük araştırmalar yapıldığını ve bunun sanayiyi önemli ölçüde rahatlatacağını belirten Hendriks, doğal enerji kaynaklarma dönüş olduğunu ancak transfer edilebilirliğin enerji konusunda önemli olduğunu belirtti. Vizyon belirlemek ve strateji geliştirmek konularında ise iyi planlama yapmanın ve ticari bakış açısına sahip olmanın gerektiğini belirten Hendriks "Örneğin, şirketinin gelecekte yüzde 40'ı teknik tekstile odaklama hedefiyle yola çıkıyorsanrz, ilgili pazarları verimliliklerini araştırmalısınız. Öyle ki bu pazarlara girdiğinizde, müşteri ihtiyaçlarını çok rahat şekilde karşılayacaksınız" dedi.
Son Güncelleme ( Cuma, 16 Mart 2007 )
 
< Önceki   Sonraki >