| Avrupa, ikili anlaşmalarda ciddi |
|
|
|
| Yazar Dr. Binhan OĞUZ, Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası Ekonomi Müşaviri | |
| Cuma, 27 Nisan 2007 | |
|
Uzakdoğu önceliği netleşiyor: DTÖ müzakerelerinin askıya alınmasını takip eden süreçle birlikte AB Komisyonu yeniden ikili ticaret politikalarına ağırlık vermiş bulunmaktadır.
Lizbon ajandası uyarınca, Avrupa rekabetliliği konusu, daha doğrusu Avrupa'nın Küresel Stratejisi mercek altına alınmış ve ekonomik büyüme, ticaret ve yatırımın önündeki engellere odaklanılmıştır. Ticaretin önündeki engeller ve büyüme potansiyelinin yüksekliği nedeniyle Komisyon'un Serbest Ticaret Anlaşması (STA) öncelikleri Hindistan, ASEAN ülkeleri ve Kamboçya olarak netleşmiştir. Komisyon'un üzerinde durduğu diğer ülkeler veya bölgelerin başında ABD gelmektedir; ABD, AB'nin en önemli ticari partneri olmakla birlikte serbest ticarete engel birçok kural barındırmaktadır. Halen DTÖ kurallarını uyarlamaya çalışan Çin, çok taraflı ticaret kurallarını uygulamakla yükümlü olduğundan Komisyon'un yine öncelikleri arasında yerini korumaktadır. Komisyon, Rusya ve Ukrayna ile DTÖ'ye girmelerinden hemen sonra yatırım anlaşması ve STA imzalamakta kararlıdır. ASEAN ülkeleri ile ilgili olarak, Komisyon bölgeden bölgeye prensibini tercih etmektedir. Komisyon, ASEAN ülkeleri ile tek tek ikili anlaşmalar müzakere edecek bir kaynağa sahip değildir. Böyle bir stratejisinin insan kaynakları açısından ve maliyetler açısından daha olanaklı olduğu savunulmaktadır.
ASEAN ülkeleri ile blok anlaşma yapmak ekonomik perspektifle de daha avantajlıdır.
ASEAN ülkeleri tek tek alındığında AB açısından önemli bir partner olmadığı ancak, blok olarak bakıldığında AB'nin önemli bir ihracat bölgesi olduğu ortaya çıkmaktadır. Sanayi önceliği belirginleşiyor İkili anlaşmaların özünde Komisyon, mümkün olduğunca çok malı kapsama alanına dahil etmeyi ve tarife dışı engelleri de katmayı hedeflemektedir. Hizmet sektöründe de çeşitli arzları içine almayı amaçlamaktadır. Ticaretin kolaylaştırılması, sürdürülebilir büyüme, kamu ihaleleri yine söz konusu anlaşmaların içeriğine dahil edilmeğe çalışılmaktadır. Tarımın STATara dahil edilmesi planlanmaktadır. Hindistan ve ASEAN için tarımda müzakerenin MERCOSUR'DEN daha kolay geçeceği tahmin edilmekle birlikte, işin zor olacağı bilinmektedir. AB üyesi ülkelerin ikili anlaşmaları ile AB'nin yapacağı anlaşmaların birbiri ile bağdaşacağı savunulmaktadır. Örneğin, AB'nin yatırım anlaşması daha geniş ise pazara girişi garanti altına almak için AB'nin anlaşması uygulanır denecektir. Yatırım kurallarının ihlali halinde şirketler kendi ülkeleri, Komisyon veya her ikisinin gücünü de kullanabilecektir. Ancak, Komisyon'un, NAFTA anlaşmasında olduğu gibi, ülkelerin ulusal mevzuatına öncelik veren bir şekli de istemediği bildirilmektedir. Diğer yandan, Komisyon, halen sosyal politikalar ve çevre şartlarının STA'lara katılmasına dair bir vizyon geliştirme aşamasındandır. Prensipte, Komisyon mevcut ILO standartları üzerinde durmakta ve yeni standartların ortaya çıkmasını istememektedir. STA'ların sonuçlandırılması için 2 yıl gibi kısa bir süreç önerilmekle beraber, müzakerelerin sıkıntılı ve zor olacağı varsayıldığında zaman vermenin oldukça güç olduğu ortaya çıkmaktadır. Konsey'de çalışmalar olumlu gitmesine rağmen, ticaretle ilgisi olmayan birçok siyasi zorluk devreye girmektedir. Bazı üye ülkeler STA'ların, AB'nin Doha stratejileri ile bağdaşması konusunda endişeler taşımaktadırlar. Bu nedenle, Doha ve DTÖ stratejisinin AB'nin önceliği olduğu her platformda hatırlatılmaktadır. Ticaret Genel Müdürlüğü bu yeni stratejiye ayak uydurdu Komisyon'un Ticaret Genel Müdürlüğü'nün yeni yapısı çok taraflı ve ikili müzakereleri net ayıran bir konum ortaya koymaktadır. Yeni sanayi ve hizmetler dairesi ise çok taraflı ve ikili müzakereleri kapsayacak biçimde şekillenmektedir. Bu bağlamda, teşkilatlanmada, yeni bir pazara giriş müdürlüğü, sektörel politikalar dairesi ve Doha ve STA'larda tarım dışı sektörlerde pazara giriş müzakereleri dairesi ön görülmüştür. Ayrıca, pazara giriş politikalarının iyileşmesi ve ikili anlaşmalarda yatırımların korunması için Komisyon, yatırım platformlarını kullanmak istemektedir. Ticaret Genel Müdürlüğü, haliyle ekonomik ve ticari konulara odaklı net bir anlaşma istemekle birlikte, AB'nin siyasi ve diplomatik ilişkileri, içerik ve ülke olarak, mutlaka STA'ları etkileyecektir. Bu bağlamda da, bölge ve stratejik konumlarına göre ülkelerin STA'ları birbirinden farklı olacağa benzemektedir. Konunun önemi dolayısıyla, Komisyon iş camiası ile çok daha etkin bir iletişim sürdürmeyi planlamaktadır. Çin ve Rusya'nın özel durumları AB, Çin ile yeni işbirliği ve partnerlik anlaşması müzakerelerine bir an önce başlamak istemektedir. Çin-AB anlaşmasında önceliğin yatırımlar, standardizasyon ve kamu ihalelerine verileceği bilinmektedir. Çin ile müzakerede de Komisyon'un yatırım platformunu devreye sokması beklenmektedir. Bu arada AB, Çin ile ikili bir anlaşmayı gerçekleştirmekte oldukça hevesli olduğundan, Çin'in bu anlaşmadan önce Pazar Ekonomisi Statüsü'nün verilmesini bir ön şart yapması beklenmektedir.
AB, Rusya'yı bir an önce DTÖ üyesi yapmakta kararlı gözükmektedir; bunun enerji konuları, stratejik ve siyasi çok yönlü nedeni olduğu da bilinmektedir.
Ancak, yeni 12 üye ve Rusya'nın tarihsel bağları anlaşmalarda etkin olacağa benzemektedir. Artık AB üyesi bir ülke olan Polonya ise Rusya-AB ilişkilerinde eskinin hesaplaşmasını yapmaktadır. Bazı kaynaklara göre Rusya, Polonya'dan yapılan sanayi ürünleri ithalatına kısıtlamalar getirmek istemektedir ki bu, Polonya'nın Rusya'ya ihracatının yarısı kadarını kapsamaktadır. Bu bağlamda, Polonya, AB'den dayanışma talep ederek Rusya'nın DTÖ'ye kabulünde bunun gündeme alınmasını istemektedir.
Bir diğer yandan da, Rusya'nın bazı hassas sektörlerde istediği yatırım kısıtlamalarının hizmet sektörünü de etkilemesi beklenmektedir. Her şeye rağmen DTÖ Doha Zirvesi bağlamında hareketlenme için Avrupa iş çevreleri yeniden, belki de son hamle ile düğmeye bastılar. Davos, bir son şans olarak görülmekle birlikte, daha yapılacak çok şeyin olduğu da bilinmektedir. Kim? Nerede? Nasıl? Soruları ivedilikle çözülmelidir. Davos'ta 2007 başında Mini-Bakanlar Zirvesi sonrasında yıl sonunda veya 2008 başında DTÖ'de müzakerelerin sonuçlandırılmasına dair umutlar yeniden alevlenmiş durumdadır. Özellikle, büyük şirketlerin CEOTarınm AB dernekleri ve kurumları ile yaptıkları açıklamalar başarılı yankılar uyandırmaktadır. Hangi ülkeler, kimler gerçekten işi çözücü rol oynayabilir diye değerlendirildiğinde G4 (AB, ABD, Brezilya ve Hindistan) öne çıkmaktadır. Ancak, G 6 diye adlandırılan blok da etkin olabilir ki bu G4'e Japonya ve Avustralya'nın eklenmesidir. Tabii tüm ülkeler katılsa daha etkin mi olur sorusunun yanı sıra bir de yer tartışması 'Cenevre mi? Yoksa başka bir yer mi?' sorusunu da ısıtmaktadır. Ancak, en zor konuların tarımda pazara giriş ve destekler ve sanayide de esneklikler ve formüller olduğu bilinmektedir. Taraflar gerçek bir hareketlenme için tarımda ABD'nin stratejisini değiştirmede samimi bir adım atması gerektiğini de bilmektedir. 2003'ten bu yana DTÖ müzakerelerinin başarısızlıkları tarımda bir yenilik ve özellikle ABD tarafından bir reform gerçekleşmeden artık hizmet ve sanayide hiçbir gelişme olmayacağını ortaya koymuştur. Tarımda mart sonuna değin bir adım atılması halinde, Temmuz'da hizmet ve sanayide müzakerelerin tekrar gündeme gelebileceği ve yıl sonunda da belki bir Bakanlar Konferansı planlanabileceği söylenmektedir. Zamanlama açısından Mart sonu denirken, uzatmalara yer verilerek Mayıs da dillendirilir olmaktadır. Bu durumda optimal tabloda modaliteler yaza tamamlanırsa, yıl sonuna müzakereler konur ve 2008 baharında süreç tamamlanır deniliyor.
Avrupa, iş camiası ABD ile ilişkileri kullanmak, yeni gelişen ülkelere yön vermek ve kendi ulusal Hükümetlerine bu yönde baskı yapmak üzere yeniden hareketlenmekle birlikte, işin çok zor olduğunu bilmektedir.
ABD-AB önceliklerde buluşabilecek mi? ABD Kongresi tarım konusunda saplantılı gözükmekle birlikte Yönetim biraz daha dengeli izlenimi vermektedir. ABD tarımda, sanayide, hizmette daha fazla ister pozisyonda ısrar ederken, karşılığında bir ödün vermemektedir; dolayısıyla ABD tarımda tam bir karşılıklık esasına sadık kalmaktadır. AB için hizmet sektörü, anti-dam-ping ve tarife dışı engeller konuları öncelik olmasına rağmen ABD için ikincil durumda olduğundan tarımda bir adım atılmaksızın burada çözüm beklenmemelidir. Tarım ötesindeki konuları görüşmek üzere ABD'nin tekrar müzakere masasına dönüp, dönemeyeceği çok tartışılan bir alandır. Burada Bush yönetiminin kararlarına iç siyasetin karşıtlığını görmek ve değerlendirmek gerekmektedir. Dolayısıyla, ABD'de henüz hiç bir rakamda telaffuz edilmemektedir; ABD'nin asgarisi diğerlerinin azamisi olacaktır endişesi olmakla beraber, AB Komisyonu tarım desteklerinde 17 milyar dolarlık bir indirim teklifinin, müzakereleri yeniden başlatmada etkin olamayacağını şimdiden bildirmektedir. Sanayide ABD daha çok sektörel yaklaşımdan ve Swiss 15 formülünden yanadır; AB ise yüzde 10-15Tere inanmakla birlikte, yüzde 10-20 arası bir şeyler almanın mümkün olacağını da seslendirmektedir. Tarım ve sanayide çözümler olmaksızın da tarife dışı engeller, genel hizmet kuralları gibi daha teknik konularda sonuca varmanın mümkün olamayacağı da aşikardır. Sonuç olarak: AB, DTÖ'de gelişmeye pek inanmamaktadır. Zira G4 içinde ABD, Brezilya ve Hindistan'ı da yanında tutmayı başarmaktadır ve tarım gibi müzakerelerin kilit bir sektöründe iç siyaset nedeniyle de adım atmayacaktır. Bu alanda bozgun belli olduğundan küresel piyasalardaki payını kaybetmemek adına yeni bir ticaret politikası stratejisi geliştirmektedir. ASE-AN, Hindistan, Kamboçya, Çin, Ukrayna, Rusya başta olmak üzere ikili serbest ticaret anlaşmalarını tamamlamanın zor olduğunu görmekle birlikte, burada bir şeyler kopartmanın dışında şansı kalmamıştır. Dolayısıyla, 1995'de GB müzakeresi sonuçlandırıldığından farklı bir AB-Türkiye ilişkileri zemini çıkmıştır. GB imzalandığı dönemden farklı bir ticaret müzakeresi biçimi ve strateji çıktığından Ortak Ticaret politikasının da bu açıdan yeniden masaya yatırılması gerekmektedir. Ancak, AB'nin söz konusu Gümrük Birliği Anlaşması'nın 66. Maddesi'ni işleterek 8 faslı askıya alması nedeniyle, bu alanda ve ilgili müktesebattaki değişimlere uyumda karşılaşacağımız zorluklar nasıl, ne zaman ve hangi zeminde tartışılacaktır?
Gümrük Birliği nedeniyle uyguladığımız Ortak Ticaret Politikası ve Ortak Gümrük Tarifesi'nin özellikle Uzakdoğu'nun haksız rekabetine karşı araçsız bıraktığı ve eşit ticaret şartlarını elimizden aldığını AB tarafları da bilmektedir.
Bu bağlamda, müzakerelerin 15-20 sene sürmesi, AB'nin ticaret politikasının sürekli değişmesi karşısında sektör ve firmalarımızı kaderlerine terk edemeyeceğimiz AB iş aleminde anlayışla karşılanmaktadır. AB Komisyonu'na ve siyasilerine durum aynı kararlılıkla aktarılmalıdır inancındayız. |
|
| Son Güncelleme ( Salı, 08 Mayıs 2007 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


