Tekstil İşveren Dergimiz
Editör'den
Bizden Haberler
Güncel
Ayın Konusu
Tekstilin Kaleleri
Gündem
Ekonomiye Bakış
AB Penceresinden
Araştırma
Euratex'den Haberler
Çerçeve Programı
Global Pazar
Ülke Raporu
Çevre
Tasarım Dünyası
Söyleşi
Seminer
Fuar
Üyelerimizden
English Summaries
Detaylı Arama
Hava Durumu
Tekstil sektörü seçim değil "geçim yarışı" istiyor PDF Yazdır E-posta
DERGİ - Ayın Konusu
Yazar TÜTSIS   
Pazartesi, 25 Haziran 2007
image-09a Türkiye, girdiği yeni seçim süreciyle birlikte ekonomik gündemini yeniden ikinci plana itti. CHP'nin başvurusu sonrası Anayasa Mahkemesi'nin Cumhurbaşkanlığı oylamasını iptal etmesinin ardından hükümet, erken seçim karan alınca bir anda gündem 22 Temmuz'a kilitlendi. 22 Temmuz'da yapılacak seçimler, şüphesiz Türkiye için yeni bir dönemin başlangıa olacak. Bu nedenle partiler için vaat yarışı şimdiden başladı.
Yeni vaatler seçmeni nasıl etkileyecek? Vaatlerin kaçı gerçeğe dönüşecek? Bunlar, 22 Temmuz seçimlerinin ardından belli olacak. Ancak iş dünyasına göre seçimlerden sonra işbaşına kim gelirse gelsin amaç "seçim" değil "geçim" olmalı. Yani yaşadığımız bu süreçte siyaset değil ekonomi ön planda tutulmalı. Çünkü iş dünyası geçmiş dönemdeki ağır faturaları bir daha ödemek istemiyor.
İş dünyası yeni dönemde istihdam ve gelir dağılımına dönük politikalara daha fazla ağırlık verilmesini istiyor. İş dünyası bu yönde atılan adımların da mutlaka tamamlanması gerektiği görüşünde birleşiyor. 2-3 yıldır konuşulan, son dönemde ise kamuoyunu oldukça meşgul eden ancak bir türlü yasalaşmayan istihdam paketi ise öncelikli konular arasında bulunuyor.
Kısaca iş dünyası önümüzdeki dönemde daha çok "ekonomi" konuşulmasını istiyor. "Türkiye'nin gündemi ne olmalıdır" sorusunu soran Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası Başkanı Halit Narin "Son 4-5 senedir, artan bir tempoyla siyaset hep ön plana çıkmakta. Tabii siyasetin ön planda konuşulduğu yerde ekonomiler ikinci plana itiliyor. Şimdiden yeni hükümetin veya hükümetlerin, ne olacağını kimse tahmin edemez. Seçimdir bu. Ancak gelecek hükümetlerin ekonomiyi ve sosyal yaşamın şartlarını ön planda tutarak işe yaklaşmaları en büyük temennimizdir" diyor.
Halit Narin bunun gerekçesini ise "Çünkü millet politikacılar için değil, politikacılar millet için vardır" olarak açıklıyor. Narin, sanayinin lokomotifi olan tekstil sektörünün de hem Türkiye için hem de siyasetçi için çıkış yolu olduğunu belirtiyor, ancak bunun için yeni dönemde kurulacak olan hükümetin mutlaka ithalata şekil vermesi gerektiği görüşünü savunuyor.
İthalat karşısında ezilen tekstil ve hazır giyim sektörünün talebi bununla sınırlı değil. En büyük talep ise yıllardır dile getirilen tekstil sektörü için rekabet şartlan açısından elverişli bir ortam yaratılması noktasında düğümleniyor. Bu konuda bir açıklama yapan TOBB Tekstil ve Hazır Giyim Sektörü Meclis Başkanı Umut Oran, sektörün emek yoğun ve Türkiye'de en çok istihdam yaratan sektör olduğuna dikkat çekerek, "Buna karşın istihdam üzerindeki kamu maliyeti çok yüksek. Enerji maliyetlerinin yüksekliği de ortada. Yatırım ortamı ve rekabet şartları açısından elverişli bir ortam da yok. Ayrıca sektör uygulanan yüksek faiz, düşük kur politikası nedeniyle ithalata dayalı bir büyüme modeli ile karşı karşıya. Böyle olunca da başta tekstil ve hazır giyim olmak üzere Türkiye'nin emek yoğun sektörleri rekabet güçlerini yitiriyor" diyor.
Türkiye'de işsizlik, kayıtdışılık, bölgesel farklılık ile cari açık ve borcun büyük sorun olduğunu anlatan Umut Oran "Bu nedenle emek yoğun sektörlere çok fazla ihtiyaç duyuyoruz. Ama ne yazık ki önü açılmıyor. Sektör her türlü olumsuzluklara karşın ne pahasına olursa olsun mevcutlarım korumak, fabrikasının bacasını tüttürmek amacıyla yoluna devam ediyor" diyerek gösterilen özveriye de dikkat çekiyor.
"2005 ve 2006 yıllarını Türk tekstil ve hazır giyim sanayicisi zor geçirdi" diyen Umut Oran, 22 Temmuz'dan sonra önlerinde yeni bir dönemin olacağını, bu nedenle sektör olarak geleceğe umutlu bakmak istediklerini belirtiyor. Umut Oran, umutlarını yitirmemek için gelecekle ilgili bir stratejisinin mutlaka ortaya konulması gerektiğini de belirterek, "Türkiye'nin istihdama, borcunu kapatması için fazla ihracat rakamına, dolayısıyla tekstil ve hazır giyim sektörüne ihtiyacı var" diyor.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da Umut Oran gibi seçimler öncesi, gelecekle ilgili strateji ortaya konulmasını istiyor. Partilerden, ekonomide istikrar ortamını güçlendirecek bir tedbirler paketi hazırlamalarını da isteyen Rifat Hisarcıklıoğlu, "Ekonomisini yüzde 7'nin üzerinde büyüten, bütçesi açık vermeyen, enflasyon ve faiz oranlan tek haneli seviyeleri geçmeyen, işsizlik oranı yüzde 5'in altına inmiş, kişi başına milli geliri 10 bin dolara yükselmiş bir Türkiye görmek istiyoruz" diyor. Hisaraklıoğlu, bunu yaparken de temel önceliğin, zorlukla kazanılan ekonomik istikrarın, korunması olması gerektiğini belirtiyor.Hisarcıklıoğlu'nun en kritik uyarısı ise işsizlik konusunda. "Vatandaşın gerçek gündemi işsizliktir" diyen Hisaraklıoğlu, istihdamı artıracak, istihdam üzerindeki yüklerin hafifletilmesi, eğitim reformunun yapılması, İşsizlik Sigortası Fonunun aktifleştirilmesi gibi reformların yapılması gerektiğini kaydediyor. İşsizlik sorunu kapsamında suç oranlarına dikkat çeken Hisarcıklı-oğlu, şunları söylüyor: "Hangimizin yakın çevresinde işsiz biri yok? Hangimizin yakın çevresinde suça maruz kalmış biri yok? Ülkemizde her 40 saniyede bir suç işleniyor. O da sadece kayıtlara geçeni. Konuşmama başladığımdan beri 10 suç işlendi. Niye işlenmesin ki? Yakalansa bile ceza görüyor mu? lOO'den fazla sabıka kaydı olanlar aramızda dolaşmıyor mu? Toplumda en ağır yarayı, suçun cezasız kalması açıyor. Toplumun vicdanı kanıyor. En tehlikelisi de adalet kavramı zedeleniyor. Polisimizin ve adalet sisteminin elini güçlendirip insanlarımızın can ve mal güvenliğini sağlamalıyız."
Bugüne kadar alınan tedbirlerin istikran ve büyümeyi sağladığını, ancak bunu devam ettirebilmek için yeni tedbirlere ihtiyaç duyulduğunu belirten Rifat Hi-sarcıklıoğlu, "Büyümeye bereket kazandırmak için, mikro reformları yapma zamanıdır" diyor. Hisaroklıoğlu, büyüyen cari açık endişesini azaltmak ve her gün artan Uzakdoğu rekabeti karşısında ayakta kalabilmek için bir sanayi stratejisine ihtiyaç bulunduğunu da sözlerine ekliyor. Kayıtdışdığın bir tercih değil, hatalı sistemin yönlendirilmesi olduğunu vurgulayan Hisaroklıoğlu, kayda girmenin maliyetlerinin azaltılması, kayıtlı ekonomide çalışmanın cazip hale getirilmesi gerektiğini belirtiyor.
TOBB Başkanı Hisaroklıoğlu, şirketlerin de arük kayıtdışı çalışmanın küçük kalmak anlamına geldiği ve geleceği olmadığını görmeleri gerektiğini kaydediyor. Sosyal Güvenlik Reformu'nun da bir an önce tamamlanması gerektiğine vurgu yapan Hisaroklıoğlu, "Her yıl büyüyen bir kara deliğe dönüştüğü yetmezmiş gibi şimdi bir de imtiyazlı bir sınıf yaratan bu sistemi daha ne kadar taşımaya devam edeceğiz" diye soruyor.
Sonu gelmeyen siyasi içerikli tartışmalardan, başların kaldırılması halinde aydınlık bir geleceğin kendilerini beklediğinin görülebileceğini ifaden eden TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, iktisadi ve siyasi reformların tamamlanması ile son 5 yılda yakalanan büyüme hızının korunması halinde, Türkiye'nin 25 yıl içinde AB'yi yakalayacağını söylüyor. Türkiye'nin durmaya, vakit kaybetmeye tahammülü olmadığını anlatan Rifat Hisaroklıoğlu, önümüzdeki seçimleri ve oluşacak yeni Meclisi, bir fırsata dönüştürmek gerektiğini kaydediyor.
 

Kritik paketler seçim sonrasına kaldı

Yeni Meclis'i seçimler sonrası çok şey bekliyor. Öncelikli konular arasında ise ikinci kez ertelenen Sosyal Güvenlik Reformu, hükümetin istihdamın üzerindeki yüklerin azaltılması için hazırladığı ancak bir türlü hayata geçirilemeyen istihdam paketi öncelikli konular arasında bulunuyor. Bilindiği gibi daha önce 1 Ocak 2007'den itibaren uygulanması öngörülen Sosyal Güvenlik Reformu'nun yürürlük tarihi, 2007 yılı bütçe görüşmeleri sırasında 1 Temmuz 2007 tarihine ertelenmişti. Geçtiğimiz ay yasa, Mecliste kabul edilen bir teklifle, ikinci kez ertelenerek 1 Ocak 2008 tarihine bırakıldı. Seçim sonrasına bırakılan bir diğer yasa tasarısı ise Bakanlar Kurulu'nda iki kere görüşülen ve son aşamaya gelen istihdam paketi oldu. Türkiye dört yılda eşine az rastlanır bir şekilde büyümesine rağmen, halen yüzde 10'lar seviyesinde seyreden işsizliği önlemeyi amaçlayan istihdam paketinin yasalaşması bekleniyordu. Ancak erken seçim nedeniyle hükümet, uzun süredir üzerinde çalıştığı istihdam paketini rafa kaldırdı. İstihdam paketiyle işletmelerin vergi ve SSK primleri dahil yüklerini hafifletecek istihdam paketiyle 10 binlerce işsize yeni iş imkanları sağlanacaktı. Rafa kaldırılan reform paketiyle eski hükümlü çalıştırma zorunluluğu kaldırılarak zorunlu istihdamda kolaylıklar sağlanıyordu. İşsizlik Sigortası Fonu'ndan yararlanmanın yumuşatılarak daha çok işsize daha yüksek maaşın önü açılıyordu. SSK primleri kademeli olarak düşürülürken, işletmelerin her yeni istihdam için vergi ve primleri yüzde 40 indirimli ödemesinin de önü açılıyordu. Seçim sonrasına ertelenen istihdam paketinin işverenleri en fazla sevindiren maddelerinden biri, zorunlu istihdamın hafifletilmesine lişkin olanıydı. Engelli çalışma zorunluluğu korunurken, terör mağduru konusunda oransal düşüş öngörülüyordu. Buna göre 50 ve daha fazla personel çalıştıran işyerlerinde yüzde 6 olan zorunlu istihdam; yüzde 3 engelli ve yüzde 1 eski hükümlü şeklinde yüzde 4 olarak düzenlenecekti. Bu konuda üzerinde çalışılan bir başka öneri ise zorunlu istihdamın işverene getirdiği ekonomik maliyetin bir kısmının Hazine tarafından karşılanmasıydı. İşveren, çalıştırılmayan eski hükümlüler için ayda bin 226 YTL ceza ödemek zorunda kalıyor, bu nedenle birçok işletme kayıtdışına çıktığı için çalışan sayısını 49'da sabitliyor ve kapasite artırmıyordu.

KDV'ler seçimden önce indi
Hükümetin Meclis tatile girmeden seçim öncesi hayata geçirdiği sürpriz uygulama ise KDV indirimi oldu. Turizm ve gıdada seçim sonrasına kalması beklenen 10 puanlık KDV indirimi, 1 Haziran'dan itibaren yürürlüğe girdi. İndirim, et ürünlerinden meşrubata, bakliyattan gofrete yaklaşık 8 bin ürünü kapsıyor. İndirim uygulanan ürünler arasında yaş sebze, meyve, konserveler, şarküteri ürünleri, her türlü çay, kahve, baharat, havyar, dondurma, bisküvi, kek, gofret, hardal, ketçap, mayonez, çorbalar, et suları, sofra tuzu, meşrubatlar, şekerlemeler ve çikolata da bulunuyor. Ayrıca indirim kapsamına tekstildeki KDV indirimi sırasında kapsam dışı kalan fasoncular da dahil edildi. Lokanta, kebapçı, içkili lokanta, ayakta yemek yenilen yerlerde ise KDV indirimi yılbaşında uygulanacak. KDV oranı gazino, bar, disko, pavyon ve birahanelarde ise yine yüzde 18 olacak. 
 

Siyasi partilerin ortak hedefi işsizlik

22 Temmuz'da yapılacak erken genel seçimler yaklaştıkça seçime katılacak siyasi partilerin ekonomi programları da netleşmeye başladı. Gerek iktidardaki AKP gerekse muhalefet partileri parti programlarında özellikle en büyük sorun olarak gördükleri işsizlik konusuna her fırsatta vurgu yapıyorlar. İşte partilerin meydanlarda dile getireceği ekonomik programlardan satırbaşları:
AKP: AKP Grup Başkanvekili Salih Kapusuz, geçmiş dönemde önceliği daha fakir olandan yana kullandıklarını belirterek "Bütün maaş artışlarını piramidin tabanındaki çalışanlara yönelik olarak kullandık. Bir yılda bütün memurlara ayırdığımız maaş 95 milyar YTL 2002 seçiminden sonra bir araçla yola çıktık, bu araç yoldan çıkmış, harap olmuş. Biz bu aracı önce onardık, sonra yola koyduk ve onu hareket edebilir hale getirdik. Faiz oranlarındaki düşüşten dolayı 100 milyar YTL fazlamız var. Bunu da maaşlara yansıttık" diyor. Kapusuz, işsizliğin dünyanın problemi olduğunu belirterek, "Bunda, toplumdaki gelişmelerin de etkisi var. Eskiden kadınlar bu kadar iş istemezdi, şimdi bütün kadınlar iş istiyor. Teknoloji gelişiyor, artık işletmeler emek yoğun olmuyor. Belki tek başarısız olduğumuz yer, bu alandır. O da işsizlik oranını yüzde 11 'den yüzde 9'a indirmemize, milyonlarca yeni işsizi işe almamıza rağmen" diyor.
 
CHP: CHP Genel Başkanı Deniz Saykal, sanayi politikaları belirlenirken TİSK, TOBB, sanayi ve ticaret odalarıyla birlikte çalışılacağını belirtiyor ve teşvik politikasına hakim olan anlayışın tamamen değişeceğini belirtiyor. Baykal "Teşvik anlayışı 'coğrafi teşvik' olmaktan çıkarılıp sektörel bazda ele alınacak. Bölgeler arası dengesizliği gidermek için de ayrıca program uygulanacak. Ancak teşvik sistemi asıl ekonomide canlılık yaratmak amacıyla silbaştan düzenlenecek. Teşvikin piyasaya bilinçli bir müdahale olduğu tezinden hareket edilecek" diyor.
Ekonomik sisteme serbest piyasa koşullarının yön vereceğini belirten Baykal, Türkiye'nin ve halkın en önemli gündemi olarak öne çıkan yoksulluk ve işsizlikle mücadele için ayrı ayrı program uygulanacağını belirtiyor. Baykal "Bir ekonomik program uygulanıp işsizliğin bunun sonucu olduğu anlayışı terk edilecek. Ramazanda yardım paketleri dağıtma anlayışı terk edilerek, CHP iktidarında 'sıfır açlık' programı uygulamaya konulacak. Bunun için öncelikle eğitim sistemiyle ilintili olarak meslek sistemi kökten değiştirilecek" açıklaması yapıyor.
 
MHP: MHP seçim programında "Yabancı sermayenin gelmesine evet, ama kontrolüne hayır" vurgusunu yapıyor. Bu konuda bir açıklama yapan MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı, "Türk ekonomisi, AKP ile başlayıp AKP ile bitecek bir ekonomi değil. Türkiye'nin temel tercihi var, o da serbest piyasa ekono-misidir. Yabancı sermayeye karşı olurlar mı diye endişe ediyorlar. Önemli olan yabancı sermayenin üretime yönelik, istihdam artırmaya yönelik yatırımlar için Türkiye'ye gelmesidir" diyor. MHP'nin temel tercihinin, üretim ekonomisi olduğunu belirten Paçacı, "Bugün uygulanan, rant ekonomisidir. Dolayısıyla rant ekonomisinden üretim ekonomisine geçilmesi lazım. MHP, yatırım, üretim ve istihdamı artıracak. Küçük ve orta boy işletmeleri teşvik edecek" diyor.

ANAVATAN: ANAVATAN Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu, AKP tarafından uygulanan programın Kemal Derviş tarafından hazırlandığını belirterek "Program, nereden bakarsanız bakın kur çıpasına dayalı bir sistemdir. Bu programın uygulanabilirliği, tamamen yüksek reel faiz kurgusuna dayalıdır. Yüksek reel faizin kur makasında biriktirdiği risk, bir gün mutlaka gerçekleşecektir. Yani bu makas mutlaka kapanacaktır. Dalgalı kur sisteminden planlı ve rekabetçi bir kur politikasına geçmek lazım" diyor. Mumcu, partisinin programın ise şöyle özetliyor: "Türkiye, olağanüstü potansiyellere sahip bir ülke. Sosyal güvenlikten yoksun 12 milyon çalışanın varolması, benim için bir fırsat. Bu, hem sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilir ekonomik rasyonellere oturtulması için fırsat, hem de Türkiye'de emeklilik tasarrufları üzerinden olağanüstü fonlar oluşturabilmek için. Sonuçta hepimiz aynı gemideyiz."

DP: DP Genel Başkanı Mehmet Ağar, hem parti içinden, hem parti dışından, üniversitelerden, yurtdışından, Dünya Bankası'nda çalışan Türk uzmanlardan oluşan geniş bir heyet tarafından hazırlanan bir ekonomik programları olduğunu söylüyor. Ağar, programlarını "Serbest rekabet temeline dayalı, KOBİ odaklı, yapısal dönüşüm reformlarını, tarımı, teşvikleri, vergi reformunu ve sosyal güvenlik reformunu da içerisinde barındıran bir program" olarak özetliyor. Ağar, ekonomik hedeflerini ise "İşsizlik, güvenlik, KOBİ ağırlıklı politikanın temelinde, yıllardır süregelen işsizlik problemini önlemeye yönelik ciddi tedbirlerimiz var. Tarımsal kesimdeki çözülmenin önüne geçeceğiz. Teşviklerle ilgili önemli farklılıklar ortaya koyacağız. Enerji politikaları konusunda çalışmalarımız var. Bütün bunların hepsi, yatırım ortamını iyileştiren, ülkenin rekabet gücünü geliştiren yeni bir yapılanma ve bana göre doğrudan yatırıma yönelecek yabancı sermayede büyük bir akım olacak" şeklinde açıklıyor.
 
Son Güncelleme ( Pazartesi, 25 Haziran 2007 )
 
< Önceki   Sonraki >