Tekstil İşveren Dergimiz
Editör'den
Bizden Haberler
Güncel
Ayın Konusu
Tekstilin Kaleleri
Gündem
Ekonomiye Bakış
AB Penceresinden
Araştırma
Euratex'den Haberler
Çerçeve Programı
Global Pazar
Ülke Raporu
Çevre
Tasarım Dünyası
Söyleşi
Seminer
Fuar
Üyelerimizden
English Summaries
Detaylı Arama
Hava Durumu
Geçmişin bütün güzel bağları koptu PDF Yazdır E-posta
DERGİ - Güncel
Yazar TÜTSIS   
Pazartesi, 08 Ekim 2007

image-08aTürkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası Başkanı Halit Narin, anlaşmayla sonuçlanan toplu sözleşme görüşmelerini yorumladı: 

Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası Başkanı Halit Narin, işçi sendikalarıyla yapılan toplu sözleşme görüşmelerindeki pazarlık sürecinde geçmişin bütün güzel bağlarının koptuğunu açıkladı. Narin, 11 bin işçiyi ilgilendiren toplu sözleşme görüşmelerinde greve saatler kala sağlanan anlaşmanın perde arkasını katıldığı televizyon programlarında anlattı. 10 Eylülde TGRT Haber programma telefonla katılan Halit Narin, "Anlaşmadan memnun musunuz" şeklindeki bir soruya, "Memnun olmamak diye bir şey olmaz. Çünkü bizim işimiz 40 senedir anlaşma yapmak. Barış ve huzur içinde iş yerlerinde üretime devam edilmesinden yanayız. Başka bir idealimiz ve vazifemiz yoktur. Bu anlaşmalar grev ve lokavt uygulamasının son saatine yaklaşmadan hiçbir zaman bitmez. Bazı arkadaşlarımız heyecanlanırlar, ama bu 40 senedir böyle devam eder. Biz de buna alışkın olduğumuz için hiçbir şikayetimiz olmaz, son dakikaları bekleriz" yanıtını verdi.
Halit Narin açıklamalarına şöyle devam etti:
"Yalnız bu dönem çok yanlış bir hadise oldu. Yani bizim 40 senedir, geçmişten beri, rahmetli Seyfi Demirsoy ve Şevket Yılmaz'dan bu yana yaşanan diyaloglarımızın tam tersi bir hadise oldu. Yeni seçilmiş olan TEKSİF idarecilerinde saygı, hürmet ve tolerans mantığını görmedik. Aramızdaki bütün geçmişin güzel bağlarını bu arada kopardık. Oysa şimdiye kadar işveren ve işçi sendikaları arasındaki müzakereler anlayış, barış, tolerans ve saygıyla yapılırdı. Bu dönemde bunu göremedik. Sayın Türk-İş Başkanı Salih Kılıç da zaman zaman müzakereci gibi liderlik yaptı. Arabulucu oldu, eksik olmasın, üç defa da geldi. Ama maalesef 40 senedir kurduğumuz barış düzenimizi bu sefer sendikacı arkadaşlarımız kopardı; bundan dolayı üzgünüz. Ama aynı zamanda da memnunuz, hükümetimizin istediği gibi işyerlerimiz üretime devam edecektir, ihracat ve yatırımlar devam edecektir. İşçilerimiz de alacakları ücretlerden memnun olacaktır. Çünkü her yapılan anlaşma işçi lehine olduğu sürece biz daima işveren olarak memnun oluruz. Ama işverenin yapmış olduğu bu anlaşmanın sendikacıların lehine olduğu noktada çok rahatsızlık duymaya başladık. Çünkü bizim dışımızda yaptıkları ikili anlaşmalarda gösterdikleri toleranslara rağmen, bize karşı bu kadar sert ve biraz da saygıdan eksik tutum olması bizi fevkalade rahatsız etti. O yüzden biz 4'üncü maddeyi müzakere dahi etmeden, 'istediğinizi yazın, altına imza atacağız' diye müzakereden çekildik. Geçmişten bu yana diyalog içinde gelişmiş işçi-işveren ilişkilerinin bu şekilde kopacak noktaya gelmemesi lazımdı. Bundan dolayı üzgünüz. Biz işçilerimize üç misli dahi fazla para versek yine memnun oluruz. Çünkü bu işçilerimizin eline geçecektir. Ama işçi sendikası diyaloglarımızı kopardığı için bu anlaşmadan maalesef hiçbirimiz memnun değiliz."
Halit Narin, 10 Eylül'de katıldığı CNBC-e'deki programda ise görüşmelerin saygı ve sevgi çizgilerinin ötesinde yapıldığını söyledi. Narin, Türkiye'de hiç bir zaman grev ve lokavt olmasını istemediklerini belirterek, "Amacımız Türkiye'de daima barış ve huzur olması. Çünkü Türkiye'nin barışa, huzura ve üretime ihtiyacı var. İnsanlar mutlu olsun gayreti içinde olmalıyız. Toplu sözleşme sürecinde şimdiye kadar hep ümitli konuşuyordum. Görüşmeler daima biter, diyordum. Çünkü anlaşmanın şartları belli. Anlaşma ne için yapılır? İşverenin üretimi devam ettirebileceği platformdaki ekonomik dengeleri kurmak için yapılır. Burada çalışan insanların dengeleri içindeki gelirlerini ayarlamak için yapılır. Biz de bu çalışmayı uzun uzun yaptık, konuştuk. Türk-İş Başkanı Salih Kılıç Bey'e gittik. O da bize üç defa geldi, son toplantıya da katıldı. Tatlı ve tatsız hatıralarımız oldu" dedi.
Sonuçta anlaşmayı imzaladıklarını belirten Halit Narin, "Ama mühim olan şuydu: Saygıyı bitirmek çok kötü bir şey. Biz 40 senedir herkesin sendikalaşmasını, işyerlerinde sendikaların olmasını, sendikaların işveren ve işçi teşkilatları olarak düzenli çalışmalarını gözettik. Ama son toplantıda gördük ki, sendikaya yeni seçilen takımın ne çalışanlarla fazla alâkası var ne de işverenin dengeli çalışabilmesi, ekonomik sistemin devam edebilmesi için olumlu yaklaşımları var" diye konuştu.
Görüşmeler sırasında Türk-İş Başkanı Salih Kılıç'ın arabulucu olarak katıldığına dikkat çeken Halit Narin, bu süreçte yaşanan gelişmeleri şöyle özetledi: "Salih Bey büyük bir teşkilatın başkanı. Salih Bey'i çok severim, çok da iyi arkadaşlığımız var. Ama son toplantıda TEKSİF sendikası idarecilerinin tutumunu fazla destekleyen, işverenin ve işyeri dengelerinin oradaki kaybedeceği mantığa fazla yaklaşmadan müzakereci vasfını fazla ortaya koyan bir tutum sergiledi. Yapılan diğer ikili anlaşmalar dikkate alındığında, Türkiye'nin en büyük ve en ciddi teşkilaü olan bizim teşkilatımıza gelince direniyorlar. Yani 'bu örnek olması için mi yapılıyor' diye düşünüyorduk senelerdir. Hayır, bu böyle olmuyor. Bize karşı yapılmış olan mücadele onların sendikacılığı için yapılıyor. Bizim dışımızda, bizden evvel ve bizden sonra yapılanların hepsinde ise büyük toleranslar gösteriliyor. Göstermelik anlaşmalar ortaya konuyor. Esasında ekonomide en çok sıkıntı çeken tekstildeki arkadaşlarımın yük altına girmemesi icap ettiği için direndik. Yani bunlar yanlıştır, dedik. Bundan hiç kimsenin fazla kaybı olmazdı. Ama benim işveren arkadaşlarımın hem morali yerine gelir hem de çalışmalarında büyük bir avantaj yaratabilirdi. Görüşmelerde bunu söyledik. İşyerleri ne kadar rahat çalışırsa herkese fayda getirir, dedik."
Halit Narin, işverenin zam önerisinin düşük kaldığı yönündeki bir soruya ise "Görüşmeler 40 senedir böyle yapılır. Bu yeni yapılan bir şey değil ki. Gelin-damat gibi bir şeydir. Damat her şeye söz verir, gelin de her şeyi fazlasıyla ister. Sonunda da ne olacaksa, o olur. Bu kolektif iş akdi, işçi-işveren ilişkilerinde işçiler alabildiğine gökyüzünde aydan bir şeyler isterler. İşverenler de yerin altında olmayan rakamları vermeye çalışırlar. Ama neticede gelinen yerde hep anlaşma olur" yanıtını verdi.

"Pazarlık yapmadan anlaşma olmaz" diyen Halit Narin sözlerine şöyle devam etti: "Gelinen noktada bizi üzen taraf şu: Ben 40 senedir üzülmeden iş yaparım ve işçi sendikaları lehine kararlar alınması için de hep çalışırım. Görünüşüm itibarıyla kamuoyunda öyle gözükmem ama dengeyi bozacak mevkide olacak olsak bir dakikada bozulur. Bu seferki görüşmeler, saygı ve sevgi çizgilerinin ötesinde devam etti. Karşımızdaki insanlar en ufak bir taviz vermeden müzakereyi bitirme gibi bir mantıkla geldiler. Üç maddenin müzakeresinde Sayın Kılıç'la konuştuktan sonra ben de 4'üncü maddenin müzakeresini yapmadım. 'Yazın' dedim kağıda. Ne istiyorsanız yazın, altinı imza edeceğim. Verilecek olanın çok daha fazlasını verecek şekilde verdim. Neden? Çünkü artık 4'üncü maddeye de benim gibi bir teşkilatın başkanının müzakere ederek ondan da "hayır" cevabını almasının bir mantığı yoktu. Dolayısıyla işveren arkadaşlarımın temsilcisi olarak, yapılan bu hareket bizim TEKSİF'le olan münasebetlerimizi 40 sene sonra artık bir açmaza götürmemiştir, bitirmiştir. Bizi üzen hadise anlaşmanın bu şekilde bitmesidir. Hiçbir gün anlaşma yapmayacağız, demedik. Sıfır zam, demedik. İlk başlangıçta, geçen günleri vermeyeceğiz, dedik. Yani bunlar bu işin taktikleri. Dans ederken de böyle tek başına etmezsin, mutlaka karşındakiyle beraber dans edeceksin. İşin normali bu. Ama karşımızdaki işçi sendikasının yeni seçilen takımı ve Sayın Kılıç'ı da bu işin içine fazlasıyla soktukları için bize karşı olan sevgi ve saygıda büyük eksiklik oldu. Biz buna tahammül edemeyiz. Dolayısıyla bundan sonraki taktiklerimiz artık, hep yanında olduğumuz TEKSİF sendikasıyla beraber olmayacaktır. Hep karşımızda olan bir TEKSİF sendikasıyla olacaktır. İkili anlaşmalarda yaptıkları şartları sendika başkanlarıyla biz de geliştirmeye çalışacağız, biz de ikili anlaşma mantığına gireceğiz. Ama ben, işverenlerim ve hükümet namına hiçbir şekilde grev ve lokavt döneminin yaşamasını isteyen bir başkan değilim. Türkiye grevsiz, lokavtsız ve ne olursa olsun anlaşarak, üzülerek veya böyle istemeyerek de olsa anlaşma yaparak masadan ayrılmalıdır. Türkiye üretime ve yatırıma devam etmelidir. İşçisiyle beraber çalışmaya devam etmelidir; ama sendikacı için değil. Bizi üzen, sendikacı için yapılan anlaşmadır."
Halit Narin, "Bu anlaşma imzalandı, ama bundan sonra ne olacak? Tekstil sektörü nasıl devam edecek. Hükümetten beklentileriniz neler" şeklindeki soruya ise şu yanıtı verdi: "Yeni hükümet politikasında yatırım ve üretime yönelik daha fazla ağırlık var. Eskisine kötü demiyoruz ama yeni kabine ekonomiye daha yakın insanlardan oluşuyor. Sanayici ve yatırımcının daha fazla üretim ve yatırıma yöneleceğine inanıyoruz. Ancak burada şu gerçek de var. Programda "üretimle kalkınma" diye bir laf yok. Sektörel teşvikler var. Bu çok iyi. Ama üretimle, yatırımla kalkınmaya dönük cümleler yok."
Son Güncelleme ( Pazartesi, 08 Ekim 2007 )
 
< Önceki   Sonraki >