Tekstil ve hazır giyimde Türkiye-Çin diyaloğu...

Sendikamız, dünya tekstil ve hazır giyim sanayisinin lideri Çin’i en üst düzeyde temsil eden Çin Ulusal Tekstil ve Hazır Giyim Konseyi ile Türk sektör temsilcilerini İstanbul’da buluşturdu.

Türkiye-Çin Tekstil ve Hazır Giyim Diyaloğu toplantısında, ekonomi, tekstil sektörü ve yatırım alanlarında detaylı sunumlar yapılırken, Çinli yetkililer “Yeni bir bakış açısı geliştirdik” değerlendirmesini yaptı.
Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası  (TTSİS) Başkanı Muharrem Kayhan’ın davetiyle Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştiren Çin Ulusal Tekstil ve Hazır Giyim Konseyi (CNTAC) Başkanı Ruizhe Sun, başkan yardımcıları, üye sanayi birlikleri temsilcileri ve üye sanayicilerden oluşan 42 kişilik Çin heyeti, İsviçre ve Mısır ziyaretlerinin ardından 24 Nisan’da Türkiye’ye geldiler. 24-27 Nisan 2018 tarihleri arasında İstanbul ve İzmir’de çeşitli temaslarda bulunan heyet, 26 Nisan’da İstanbul’da düzenlenen Türkiye-Çin Tekstil ve Hazır Giyim Diyaloğu toplantısındaydı. İki ülke ekonomilerinde tekstil ve hazır giyim sanayiinin konumu, Çin’in Bir Kuşak Bir Yol girişimi, yatırım ve işbirliği olanakları gibi ortak konular ele alındı.$0Toplantıya, Ekonomi Bakanlığı İhracat Genel Müdürlüğü Tekstil ve Konfeksiyon Ürünleri Daire Başkanı Bilgehan Şaşmaz, Ekonomi Bakanlığı’ndan ve Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı’ndan bürokratlar, Çin (CNTAC) heyeti ile TTSİS temsilcilerinin yanı sıra, Türk tekstil ve hazır giyim sanayiinin İTHİB, TGSD gibi önde gelen meslek örgütlerinin başkan ve yöneticileri de katıldı.
Toplantının resmi açılış oturumunda, TTSİS İkinci Başkanı Ahmet H. Topbaş ve CNTAC Başkanı Ruizhe Sun birer konuşma yaptı. Topbaş, Sendikamızın, üyesi olduğu Uluslararası Tekstil Sanayicileri Federasyonu (ITMF) çatısı altında uzun yıllardır irtibat halinde olduğu CNTAC ile gerçekleştirilen toplantının sektörlerin ortak menfaatleri için fayda sağlamasını diledi.

Topbaş: “Yeni trendleri biz belirleyebiliriz”
Topbaş konuşmasında, Türk tekstil ve hazır giyim sanayiinin tarladan mağazaya tüm imalat ve tasarım aşamalarında katma değer yaratan, ülkemizde tam entegre üretim sistemine sahip ve her yıl 15 milyar doların üzerinde dış ticaret fazlası veren yegâne sektör olduğunu, bu açıdan TCMB döviz rezervlerine sürekli doğrudan katkı sağladığını, bu katkının son 15 yılda 195 milyar doların üzerinde gerçekleştiğini belirtti. $0Katma değer, yatırım ve istihdam potansiyeline de vurgu yapan Ahmet H. Topbaş, büyük bir tekstil geleneği, tecrübesi, yetişmiş işgücü, teknolojik know-how sahibi sektörümüzün jeopolitik konumunun değerlendirilerek yeni işbirlikleri gerçekleştirilmesinin olumlu rolüne işaret etti.
Çin heyetiyle Sendikamızın önayak olduğu sektörel diyaloğa bu nedenle çok önem verdiklerini belirten Topbaş, “Çinli sanayici dostlarımızla yapacağımız işbirlikleriyle, yeni ticaret savaşlarının yaratacağı haksız rekabet ortamından korunabileceğimizi öngörüyoruz. Yeni İpek Yolu diye adlandırabileceğimiz Bir Kuşak Bir Yol projesi ile dünya ticaretinde yeni trendlerin belirleyicileri olacağımıza da inanıyoruz. Devletlerimizin de, ekonomik ve siyasi alanda işbirliklerini artırmaya niyetli bir dönemde olduklarını biliyoruz. Bu süreç elbette yapılacak işbirliklerine önemli bir ivme kazandıracaktır” dedi.

Ruizhe Sun: “Çok olumlu bir kapı açtık”
Toplantıda, “Daha Fazla İşbirliği ve Kazan-Kazan Yaklaşımı” başlıklı bir sunum yapan Çin Ulusal Tekstil ve Hazır Giyim Konseyi CNTAC Başkanı Ruizhe Sun, her iki ülkenin dünya ekonomisi ve ticareti için taşıdığı öneme işaret etti. Bununla birlikte Ruizhe Sun, bu iki alanda işgücü maliyetinin yükselmesi gibi sorunlarla karşı karşıya olduklarını da belirtti. Çin’de işgücü maliyetinin eskisi gibi ucuz olmadığını aktaran CNTAC Başkanı, bundan sonra işgücünün, yeteneklerin gelişmesi için eğitim gibi konularda daha fazla çalışma yapmaları gerektiğini söyledi.
Dünya ekonomisindeki gelişmeleri dikkate alarak, ticaret modelleri konusunda bazı hazırlıklar yapmak ve global gelişmenin hızına yetişebilmek için eğilim ve yenilikleri takip etmek gerektiğini dile getiren Ruizhe Sun, Çin ve Türk tekstil ve hazır giyim sanayilerinin dünyadaki konumuna ilişkin bilgiler verdi.
Buna göre, dünyada en fazla tekstil ihracatı yapan ülkeler sıralamasında Çin birinci sırada yer alıyor. Türkiye ise Çin, AB-28, Hindistan ve ABD’nin ardından beşinci en büyük tekstil ihracatçısı konumunda. En fazla hazır giyim ihracatı yapan ülkeler sıralamasında yine Çin birinci sırada yer alıyor. Türkiye ise Çin, AB-28, Bangladeş, Vietnam, Hindistan ve Hong Kong’un ardından yedinci sırayı alıyor. Bazı Batılı ülkeler de tekstilde çok önemli bir konuma sahip. Vietnam ve Bangladeş de hızla kalkınıyor.
Çin tekstil ve hazır giyim sanayiinin önemli pazarları arasında AB, ABD ve Japonya yer alıyor. Piyasanın genel durumuna bakıldığında, Bir Kuşak Bir Yol projesi Çin için önemli bir pazar oluşturuyor. Çin’in tekstil ve hazır giyim ihracatının yüzde 33’ü Bir Kuşak Bir Yol projesi kapsamındaki ülkelere, yüzde 18’i AB ülkelerine ve yüzde 17’si ABD’ye yapılıyor.
Çin’in Bir Kuşak Bir Yol projesi kapsamındaki ülkelere ihracatı, toplam tekstil ve hazır giyim ihracatının üçte biri kadar. Bu ülkelerin nüfusu dünya nüfusunun yüzde 62’sini; ekonomik güçleri ise dünya ekonomisinin yüzde 31’ini oluşturuyor. Nüfus oranı ile ticaret hacmi arasındaki dengesizliğin giderilmesine, Bir Kuşak Bir Yol projesinin etki etmesi bekleniyor.
Çin tekstil sektörünün en önemli özelliği, istikrarlı gelişmesi; GSYH’ya katkısı da son derece istikrarlı. Ülkede tekstil ve hazır giyim sektörlerinin, halkın genel yaşam ekonomisini kalkındırmada da önemli yeri var. Çin hükümeti bu alanda vergi indirimi gibi önemli adımlar attı. Çin Ulusal Kongresi kararları ile katma değer vergisi azaltıldı. Çin’in, fikri mülkiyet hakkının korunmasına yönelik adımları da dikkat çekiyor.
CNTAC Başkanı, Çin tekstil sanayiinin geleceğine yönelik stratejilerinde, yeni malzemeler, yeni üretim modelleri ve yeni uygulamalara dayalı bilimsel ve teknolojik gelişmenin esas alındığını aktardı. Ruizhe Sun, laboratuvarlarla ürün geliştirme ittifakı oluşturduklarını, yeni standartlar geliştirdiklerini, moda ve marka alanında teknoloji bazlı çalışma yaptıklarını, yeni teknolojiyi kullanarak moda ve renk trendi için temel oluşturduklarını, akıllı teknoloji ile modayı bir araya getirdiklerini belirtti. Ayrıca, çevre alanındaki çalışmalara önem verdiklerini, toplumsal sorumluluk sistemi oluşturduklarını ifade etti.

İşbirliği potansiyeli
Çin’in yurtdışındaki doğrudan yatırımlarına da değinen Ruizhe Sun, 2017 yılında bu miktarın 124.6 milyar doları bulduğunu, bu yatırımların GSYH’nın yüzde 11.4’ünü oluşturduğunu, yatırımların daha da gelişeceğini, tekstil sanayiindeki yurtdışı yatırımlarının ise 2017’de 1.64 milyar dolar tutarında olduğunu ve bu alanda Türkiye ile Çin arasında işbirliği potansiyeli olduğunu belirtti. Çin tekstil sanayiinin Güneydoğu Asya, Kuzey Amerika, Avrupa, Avustralya ve Afrika’da 100’ün üzerinde ülkede yatırımı bulunuyor.
Kasım 2015’te Çin ve Türkiye arasında Bir Kuşak Bir Yol protokolünün imzalanmasının önemli bir adım olduğunu vurgulayan Ruizhe Sun, tekstil alanında işbirliği açısından birtakım konuların değerlendirilebileceğini,  ticaret ve sanayi alanında işbirliğinin geliştirilebileceğini ifade etti. Çin ve Türkiye’nin bu yıl ortaklaşa kurduğu Türkiye Dijital Ticaret Merkezi’ni de hatırlatan Konsey Başkanı, bir sonraki aşamada online satış ve satın alma işbirliği yapılabileceğini belirtti.
İstanbul toplantısının benzeri etkinliklerin ileride de yapılabileceğini, TETSİAD tarafından düzenlenen Ev Tekstili fuarının Çin heyetinde önemli bir izlenim bıraktığını, Çinli firmaların bu tür fuarlara daha fazla katılımını planladıklarını, bundan sonra daha kapsamlı işbirliği yapabileceklerini dile getiren Ruizhe Sun, Sendikamıza yarattığı bu fırsattan dolayı teşekkür etti.

Şaşmaz: “Türk malının imajı geliştirilmeli”
Ekonomi Bakanlığı, İhracat Genel Müdürlüğü, Tekstil ve Konfeksiyon Ürünleri Daire Başkanı Bilgehan Şaşmaz toplantıdaki konuşmasında, Türkiye ekonomisi ve dış ticaretine ilişkin genel bir değerlendirme yaptı. Şaşmaz, 2017’nin dördüncü çeyreğinde ekonominin yüzde 7.3 büyüdüğünü, bu oran ile 2017 yılının tamamında ekonomik büyüme oranımızın yüzde 7.4 seviyesinde gerçekleştiğini, böylece Türkiye ekonomisinin 2002-17 döneminde yıllık ortalama büyüme oranının yüzde 5.85 olduğunu kaydetti. İhracat alanında ise 2017 yılında ihracatın yüzde 10.2 artarak 157 milyar dolar olarak gerçekleştiğini, 2018 yılına da çok iyi bir başlangıç yaptığını, bu yılın tamamında artış performansını sürdürerek Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine ulaşacağının beklendiğini belirtti.
Tekstil ve hazır giyimin 1980’lerin başında başlayan ihracat atağının itici gücü olduğunu ifade eden Şaşmaz, bu sektörlerin gerek sağladığı istihdam ve yarattığı katma değer, gerek imalat sanayi üretimi ve GSYİH’dan aldığı pay, gerekse dış ticaret fazlası verdiğimiz ve global ölçekte rekabet edebildiğimiz alanlar olarak, güçlü ekonomik performansın mihenk taşları olduğunu vurguladı.
Bilgehan Şaşmaz, 2023 yılında, 500 milyar dolar ihracat, 2 trilyon dolar GSYİH ve 25 bin dolar kişi başına düşen gelire ulaşmanın hedeflendiğini, bu hedeflere ulaşmada tekstil ve hazır giyim sektörünün lokomotif sektörlerin başında geldiğini, 2023 vizyonu kapsamında en önemli hedeflerin, Türk malının dünya çapındaki imajını geliştirmek, tasarım yaratmak, markalaşmak ve moda yaratmada söz sahibi bir ülke haline gelmek olduğunu ifade etti.
Bilgehan Şaşmaz, Ekonomi Bakanlığı olarak verdikleri ihracat desteklerinin temel amacının; katma değeri artırarak, ihracatta sürdürülebilir artışı yakalamak olduğunu söyledi; yatırım-üretim-istihdam-ihracat değer zincirini destekleyen, Ar-Ge, inovasyon, tasarım ve markalaşmaya değer veren bir yaklaşım ile devlet desteklerine yeni bir bakış açısı getirmek istediklerini belirtti.

Prof. Dr. Ümit Özlale: “Sanayi· 4.0 hem fırsat hem risk”
Özyeğin Üniversitesi Ekonomi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ümit Özlale de toplantıda yaptığı konuşmada, dünya ve Türkiye ekonomisi hakkında değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Özlale’nin konuşmasından önemli başlıklar şöyle:
Önümüzde bizi bekleyen dört gelişme var. Bunlardan biri, gelişmekte olan ülkelerin dünya pastasından aldığı pay daha da fazla büyüyecek olması. Dünyadaki demografik yapıya, ülkelerin milli gelirlerini nasıl artırdığına baktığınız zaman şunu görüyorsunuz: Gelişmekte olan ülkelerin iktisadi olarak hâkimiyetinin artacağı bir döneme giriyoruz. İkinci gelişme, hepimizin bildiği gibi Sanayi 4.0. Gerçekçi olmak gerekirse; Çin ve Türkiye ilk üç sanayi devrimini yakalayamadı. Oysa 4’üncü Sanayi Devrimi bu iki ülke için de çok büyük fırsatlar sunuyor. Örnek olarak; 10 sene içinde dünyada nüfusun yüzde 10’u giyilebilir akıllı tekstiller kullanmaya başlayacak. Tekstil tamamıyla dönüşüme girecek. İhracatı tekstil ve hazır giyimle öğrenen ve ondan sonra geliştiren iki ülke için bu çok önemli bir fırsat, değerlendirmezsek de önemli risklerden bir tanesi. Üçüncü gelişme, dünyada yaşlanan nüfus. Dünya yaşlanıyor, biz Çin’den biraz daha genciz, ama dünya ortalamasına göre daha genciz. Bunun iki ülke için de faydaları var, iç pazarımız genişliyor. Dördüncü gelişme ise çevre felaketleri.
İktisat tarihi açısından, bin sene önce dünyada iktisadi faaliyetlerin orta noktası Asya idi.
Daha sonradan sanayi devrimleriyle beraber bu Batı’ya geldi ve 1980’le beraber, yani ne zaman ki Çin ihracata dayalı bir büyüme stratejisi izledi, dünya ikinci bir küreselleşme dalgasına girdi, buna Türkiye de katıldı, o zaman dünyanın ekonomi yerçekimi merkezi tekrardan Asya’ya geldi.
Artık dünyada iktisadi faaliyetlerin önemli bir kısmı Asya’da oluşuyor. O yüzden, Türkiye ile Çin uzun zamandır daha iyi ilişkiler geliştirmenin öneminin farkında. Gelişmekte olan ülkeler ve üçüncü dünya ülkeleri, imalat sanayiini Batı’dan almak üzere. Ama önümüzde önemli bir risk var; 4’üncü Sanayi Devrimi.
Prof. Dr. Ümit Özlale’nin dünya ekonomisinde Türkiye’nin konumu ve stratejik önemine ilişkin değerlendirmesi de şöyle:
Türkiye’nin uçakla 1 saatlik uçuş mesafesindeki ülkelerin milli geliri 1.7 trilyon dolar. 2 saat uçuş mesafesinde 5.2 trilyon dolar, 3 saatlik uçuş mesafesinde 8.7 trilyon dolar. Türkiye gerçekten sadece Batı’yla Doğu’nun bir köprüsü değil; Türkiye’yi merkez aldığınız zaman 8.7 trilyon dolarlık bir ekonominin tam ortasında. 4 saat uçuş mesafesine girdiğimiz zaman bu 11.6 trilyon doları geçiyor, yani Çin’in 2016 milli gelirinin biraz üstünde. Bu da Türkiye’nin en önemli fırsatlarından biri. Bu ülke hâlâ Çin kadar büyük bir ekonominin tam orta noktasında yer alıyor.
Kişi başı milli gelir açısından Türkiye’nin milli geliri 10 bin 800 dolar civarında. Bu, bize yetmiyor, “orta gelir tuzağı” dediğimiz şey bu. Uzun süredir bunu aşamıyoruz. Bunu aşmak için doğrudan yabancı yatırım çekmemiz lazım, tasarrufu fazla olan ülkelerin yatırımlarını burada değerlendirmemiz gerekiyor.
Sanayi açısından, yüksek katma değerli üretime geçmemiz gerekiyor; ihracatımız yeterince nitelikli değil. Ama Türkiye’nin yakın çevresindeki ülkelere baktığımız zaman, bölgede Rusya, İsrail, Körfez ülkeleri, Balkanlar, Türk Cumhuriyetleri yer alıyor. Bu bölgeye yapılan ihracatın üçte birini Türkiye karşılıyor.
Hem Türkiye, hem Çin, hem de Hindistan eğer kaynakları doğru kullanıp doğru sektörleri bulabilirse, çok yüksek bir sıçrama kabiliyetine sahip. Ekonomik dönüşümün doğru politikalarla desteklenmesi önem taşıyor. Prof. Dr. Ümit Özlale, Türkiye’nin tasarruf açığı olduğunu, bu cari açığı finanse etmek gerektiğini, bunun tek bir sağlıklı yolu olduğunu, onun da dışarıdan doğrudan yabancı yatırım çekmek olduğunu; Türkiye’nin, -mükemmel olmasa bile- iyi bir yatırım iklimi sunduğunu, geniş bir iç pazarıyla potansiyeli yüksek bir ülke olduğunu vurguladı.

Kanbolat: “Asya’nın iki güçlü ucu…”
Toplantıda, Ankara Politikalar Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Kanbolat da Bir Kuşak Bir Yol girişimini değerlendirdi. Hasan Kanbolat, konuşmasında, ne Çin’in bir ucuz emek cenneti ne de Türkiye’nin geri kalmış bir Orta Doğu ülkesi olduğunu, Asya’nın iki güçlü ucu olarak, iki ülke arasında Asya’nın güvenliği ve istikrarı için daha yakın işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.
Türkiye ile Çin arasındaki dış ticaretin yüzde 90’a yüzde 10 Türkiye’nin aleyhine geliştiğine, bu nedenle iki ülke dış ticaretinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğine işaret eden Kanbolat, Bir Kuşak Bir Yol girişimi hakkında şu tespitlerde bulundu:
İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikalıların Marshall Planı’nda 18 ülke bulunuyordu. 275 milyon nüfusu kapsıyordu ve 13 milyar dolar doğrudan yatırımla Amerikalılar Avrupa’yı yenilemişlerdi. Bir Kuşak Bir Yol projesinde ise 68 ülke bulunuyor, 3.4 milyar nüfus kapsıyor ve 1 trilyon 281 milyar dolarlık doğrudan yatırımı hedefliyor. Bundan dolayı, Çin’in Bir Kuşak Bir Yol projesinin muazzam bir dünya kalkınmasını hedeflediğini görüyoruz.
2017 Ekim ayında düzenlenen 19’uncu Çin Komünist Partisi Ulusal Kongresi’nde, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, “Çin diğer ülkelerle koordinasyonu ve işbirliğini ilerletecek, genel istikrar ve dengeli gelişme içeren ülkelerle ilişkileri geliştirmek için bir çerçeve oluşturmak için çalışacak” demiştir, ki bunun yanında Türkiye Cumhuriyeti’nin de Çin ile ilişkileri stratejik işbirliği çerçevesinde değerlendirdiğini ve Türkiye ile Çin ilişkilerinin yeni bir döneme girdiğini hep birlikte görüyoruz.
Hasan Kanbolat, Türkiye ile Çin ilişkilerinin sağlıklı ve kalıcı gelişimi için İpek Yolu’nun, Bir Kuşak Bir Yol Projesi’nin yeniden yorumlanması üzerinde durdu, Avrupa Birliği pazarına uzak olduğu için Türkiye’yle rekabet edemeyen tonajı ağır Çin ürünlerinde bir rekabetin de olabileceğini düşünmek gerektiğini, sonuç olarak tonajı büyük Çin mallarının Türkiye’de Türkiye-Çin ortaklığı ile üretilip Avrupa Birliği’ne aktarılmasının Türkiye ile Çin arasındaki ilişkileri daha üst bir seviyeye ileteceğini ve gerçekçi olacağını düşündüğünü belirtti.

Denizer: “Bu bir satranç…”
Çin heyetinin Sendikamız ev sahipliğinde gerçekleştirilen organizasyonun koordinasyonunu yapan Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Denizer, toplantıdaki konuşmasında, Türk tekstil ve konfeksiyon sanayiinin hâlâ Türkiye’nin lokomotifi; ihracatta, katma değerde, istihdamda olumlu veriler veren, büyümeye devam eden bir sanayi olduğunu vurguladı.
23 milyar dolar olan 2008 ihracatımızın bugün 27 milyar dolarlara ulaştığını ve son 10 yıllık dönemde her sene yaklaşık yüzde 2 büyümeye devam ettiğini, toplam ihracatın yüzde 17’sinin tekstilden oluştuğunu, dış ticaret fazlasının 15 milyar dolar seviyesinde olduğunu belirten Mustafa Denizer yatırım teşvik verilerini de paylaştı. 2017 itibariyle sektörde alınan teşviklerin 630 adet ile toplam teşviklerin yüzde 22’sini oluşturduğunu, 2.33 milyar dolarlık yatırım ve 40 bin civarında yeni istihdam yarattığını belirtti. Yaklaşık 1 milyon kişinin tekstil sektöründe çalıştığını, perakende ve diğer hizmetlerin de dahil edilmesiyle tekstilden 2 milyon civarında kişinin geçindiğini, dolayısıyla sektör istihdamının toplam sanayi istihdamının büyük bir kısmını oluşturduğunu vurgulayan Denizer, 2018’de de sektörün büyüme hızının devam ettiğini belirtti.
Dünyanın toplam tekstil ihracatının 300 milyar dolar civarında olduğunu, bu toplamda Çin’in 100 milyar dolar üstünde, Türkiye’nin de yaklaşık 12 milyar dolar civarında tekstil ihracatı olduğunu belirten Mustafa Denizer, Türkiye’nin dünya tekstil ihracatçısı ülkeler sıralamasında 2011’de 8’inci sırada iken bugün 5’inci sırada olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin tekstil ithalatında en büyük payı Çin’in oluşturduğunu söyleyen Denizer, ithalat yaptığımız ülkeler arasında Mısır örneğini vererek, şöyle devam etti:
“Tekstilde ülkelerin birbirlerine yatırım yapması çok önemli. Bu, bir satranç. Tekstilde ne kadar yerde mevcutsanız, o kadar güçlüsünüz. Biz eski bir tekstil ülkesiyiz, ama yurtdışında çok büyük yatırımlarımız yok. Mısır bizim için çok enteresan bir örnek; -benim de şahsi yatırımlarım olduğu için çok iyi biliyorum- son 11 senede Türk müteşebbislerinin yaptığı yatırımlarla şu an ihracatının yüzde 30’u oradaki Türk yatırımlarından veya Türkiye’nin ithal ettiği konfeksiyon hazır giyim mamullerinden oluşuyor. Bu, çok önemli bir rakam. Çin son 10 yılda yurtdışına her sene 1 milyar dolar civarında yatırım yapıyor. Bizim, Mısır örneklerimizi artırmamız gerekiyor, aynı zamanda da dünyanın en büyük tekstil yatırımcısı Çin’den direkt yatırım almamız gerekiyor. Özellikle, -Türkiye’nin hâlâ büyük ölçekte ithal ettiği- ara malı niteliğindeki suni sentetik elyaflar ve bunların petrokimya tesisleri gibi alanlarda yatırıma ihtiyaç var.”
Mustafa Denizer, sunumunda Türkiye’nin tekstil ihracatının ürün bazında dağılımına da değindi ve Türk tekstil ihracatının yüzde 6 elyaf, yüzde 17 iplik, yüzde 23 dokuma kumaşlar, yüzde 15 örme kumaşlar, yüzde 7 özel iplikler ve kumaşlar, yüzde 4 ev tekstili kumaşları, yüzde 15 ev tekstili ürünleri, yüzde 13 teknik tekstillerden oluştuğunu belirtti.
Teknik tekstiller, devlet teşvikleri, özellikle Turquality desteği, Eximbank kredileri, Ar-Ge, tasarım merkezleri ve Türk tekstil sanayiinin modern makine yatırımları konularında da bilgi veren Denizer, ülkemizin rekabetçiliğine ilişkin olarak şu görüşleri dile getirdi:
“Türkiye ekonomisi, rekorlar kırarak büyümeye devam ediyor, bu bizim için çok sevindirici.
Türkiye ne kadar büyürse biz de kendi sektörümüzü o kadar büyütebiliriz. Gayri safi milli hasılanın büyümesiyle, biz de modern bir şekilde yeni yatırımlar ile büyümeye devam ediyoruz. Uzun dönemde Çinli dostlarımızla ITMF’teki işbirliklerimizin yanı sıra, yatırım konularını daha da ayrıntılı görüşmeye devam edeceğiz. Başkan Sun’la da konuştuğumuz gibi; projeleri biz işadamları ve dernekler oluşturacağız, ondan sonra da bunları hükümetlerimize taşıyarak sonuçlandırmaya çalışacağız.”
Karasu: “Türkiye ve Çin çok benziyor”
Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği Başkanı Hadi Karasu da, toplantıya katılarak “Tekstil ve Hazır Giyim Sektöründe Türkiye-Çin İşbirliği İmkânları” başlıklı bir sunum yaptı. Gelişmişlik bakımından Çin ve Türkiye’yi birbirine çok yakın bulduğunu, ölçeklerin farklı, ama niteliklerin birçok yönden benzerlik gösterdiğini söyleyen Karasu, iki ülkenin Bir Kuşak Bir Yol projesiyle birbirine bağlanacağını, bu projenin çok doğru olduğunu ve çok büyük fırsatlar yaratacağını vurguladı. Türk tekstil ve hazır giyim sektörünün 1980’lerden 2018’e kadarki gelişimini özetleyen Hadi Karasu, Türkiye’nin çok büyük ölçeklerde üretim yapacak kapasitelerle başladığını, 2000’lerde üretimini daha nitelikli kıldığını, daha sonra hem moda-tasarım hem de teknik ürünler anlamında üretim yapabilen bir ülke haline geldiğini belirtti.
Bugün, temel ürünlerden yüksek katma değerli teknolojik ürünlere doğru ilerlediğimizi, pazarda değişen trendlerle değişen perakende kurallarına çok çabuk adapte olan bir ülke ve endüstri konumunda olduğumuzu vurgulayan TGSD Başkanı, -her yıl değişmekle beraber- son rakamlara göre Türkiye’nin dünyanın ikinci büyük çorap tedarikçisi, üçüncü büyük denim tedarikçisi, yedinci-sekizinci büyük hazır giyim ihracatçısı ve Avrupa’nın da üçüncü büyük hazır giyim tedarikçisi durumunda olduğunu belirtti.
Türkiye’nin her ölçekte ve segmentte üretim yapıp marka ihraç eden bir ülke olduğunu belirten Karasu, Türkiye ve Çin arasında tekstil ve hazır giyim alanında nasıl bir işbirliği olabileceği konusunda şu görüşleri ifade etti:
“Birlikte yapabileceğimiz çok fazla şey var. Competition (rekabet) geride kaldı, cooperation (işbirliği) geride kaldı, artık coopetition yapmamız gerekiyor, yani birlikte çalışmak değil, birbirimizin güçlerini, işletmelerini kullanmanın yolunu bulmamız lazım. Çünkü Çin’de de, bizde de kullanılmayan kapasiteler var. Bunları birlikte farklı pazarlar için kullanalım. Birlikte Ar-Ge ve pazar araştırması çalışmaları yapabiliriz. Endüstriyel bölgeler kurulabilir. Fikri mülkiyet hakları konusunda çalışabiliriz. Stratejiler, verilen teşvikler toplantıda çok detaylı anlatıldı, bunları Bakanlığımız ve her iki ülke yetkilileriyle masaya koyup bundan en doğru sonucu nasıl alabileceğimizi çalışabiliriz.”

Yavuz: “Pekin’de temsilciliğimiz var”
Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı’nda Çin’den sorumlu proje direktörü olarak görev yapan Ahmet Sami Yavuz da toplantıda Türkiye’deki yatırım ortamı hakkında bilgiler verdi.
Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı’nın Başbakanlık’ta doğrudan sorumlu olduğunu, ilgili gelişmeleri doğrudan Başbakanlık’a aktardıklarını belirten Yavuz, kurumun dünyanın her yerinde temsilcilikleri olduğunu, Pekin’de de bir temsilcilikleri bulunduğunu, dış yatırım söz konusu olduğunda temsilcilik olarak de vreye girdiklerini ve ilgili yatırımların kolaylaştırılmasını sağladıklarını ifade etti.

Yingxin: “Türkiye’nin çok kritik bir rolü var”
Toplantının sonunda, tüm konuşmaları değerlendirmek üzere, CNTAC Başkan Yardımcısı Xu Yingxin bir konuşma yaptı. Başkan Yardımcısı, Türk konuşmacıların ekonomi, tekstil sektörü ve yatırım konusunda gelişmeler hakkında verdikleri bilgilere dayalı olarak, Türkiye’nin tekstil sektörüne yeni bir bakış açısı geliştirdiklerini ve çok daha derinden anladıklarını düşündüğünü ifade etti.
“Burada, Türkiye’nin yatırım avantajı, potansiyeli konusunda çok detaylı bilgiler verildi. Böyle değerli tavsiyelerin, bilgilerin bize gerçekten çok şeyler kattığına inanıyorum” diyen Xu Yingxin, “Türkiye’nin ekonomi alanında Çin’le olan işbirliğini geliştireceğini düşünüyorum ve umuyorum. Ülkemize döndükten sonra bunları hazmetmemiz ve düşünerek adımlar atmamız lazım. Fizibilite değerlendirmelerinden sonra somut adımlar atarak tekstil sektörü alanındaki işbirliklerini gerçek anlamda güçlendireceğiz ve ileri taşıyacağız” şeklinde konuştu.
Çin’in dünyada en hızlı kalkınan ülke olduğunu, Çin ekonomisinin kaliteli bir şekilde büyümesi gerektiğine önem verdiklerini vurgulayan Başkan Yardımcısı, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Çin’de yapılan Ekonomi Forumu’nda, stratejik kalkınma açısından dört prensipten oluşan görüşü ortaya koyduğunu, söz konusu dört prensipten birincisinin piyasa ekonomisini güçlendirmek, ikincisinin yatırım ortamını iyileştirmek, üçüncüsünün fikri mülkiyet haklarının korunması ve dördüncüsünün de ithalatı büyütmek, ülke pazarının tüm dünyaya açılması olduğunu ifade etti.
Xu Yingxin, “Piyasamızı tüm dünyaya açıyoruz. Bu yüzden Kasım ayında Şanghay’da Çin’in ithalat fuarını açacağız. Buraya ben de Türkiye’deki dostlarımızı davet ediyorum” dedi.
CNTAC Başkan Yardımcısı, Bir Kuşak Bir Yol projesine de değindi ve Türkiye’nin bu kapsamda gerçekten çok kritik bir köprü rolü oynamakta olduğunu vurguladı. Bir Kuşak Bir Yol kapsamında tekstil sektörünün tüm segmentlerinin daha çok geliştirilebileceğini, bu alanda ortak kalkınmanın ileri taşınabileceğini belirtti. Xu Yingxin şöyle devam etti:
“İki ülkenin sektör kuruluşları arasında diyalog mekanizmasını oluşturarak, karşılıklı iletişimi artırarak işbirliğini daha da derinleştirebilir ve sektörün kalkınmasına büyük katkıda bulunabiliriz. Bu şekilde, sektörümüzde sosyo-ekonomik dönüşümü de gerçekleştirebiliriz.”
CNTAC Başkan Yardımcısı ayrıca, Türkiye’de ev tekstili fuarını ziyaret ettiklerini, fuar organizasyonundan şirketler ve kişiler bazında çok etkilendiğini vurguladı. Çin’de de her sene ev tekstili fuarları düzenlendiğini belirten Xu Yingxin, bu alanda karşılıklı ziyaretlerin ve temasların artırılmasını istediklerini, bunu sadece ticari değil, teknik bir platform olarak gördüklerini belirtti. Xu Yingxin, Çin ve Türkiye arasında sektörel alandaki işbirliklerinin gerçek anlamda fayda sağlamasını istediklerini ve umduklarını dile getirerek konuşmasına son verdi.